FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

100. Yılın Ardından

100. Yılın Ardından

Sevgili Zehra,

Cumhuriyet’in 100. yılını kutladığımız şu günlerde benim de duygularım seninki gibi karmakarışık. Adı Cumhuriyet olan bir rejim altında, güzel ülkemizde demokrasi dağa kaçmış, özgürlük ağacını balta kesmiş, insan hakları, adalet ve hukuk yanmış, bitmiş kül olmuş.

Toplumumuz üç kutuplu; laikler, siyasal islamcılar ve Kürtler olmak üzere ortak değerlerin ve umutların gittikçe yok olduğu; sınıf ve emek kavramlarının unutturulduğu; neoliberal ve küresel politikaların çıkmazında karanlığa doğru sürükleniyor. Üstelik neredeyse son çeyrek yüzyıla hiçbir kuşağın tahmin edemeyeceği bambaşka bir zifiri karanlık hakim.

Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki olumlu adımlar sağcı iktidarlar ve askeri darbelerle yavaş yavaş yok edildi. En önemlisiyse, olması beklenen kültür devriminin yarım kaldığı ve eğitimin seviyesindeki düşüşün yıllar içinde hızlanmasıyla siyasal çıkarlar yüzünden halkın cehalete mahkum edilmesi. Böylece son yıllarda ayrımcılığın ve kutuplaşmanın çok kolay manipule edildiğine de şahit olduk, oluyoruz.

Senin biraz yapay bulduğun törenler bence toplumun bir kesiminin 21 yıllık AKP iktidarına da bir tepkisi niteliğinde. Toplanma ve ifade özgürlüğüne konulan yasaklar ve 100. yılın neredeyse kutlanmamasına yönelik çabalar büyük bir tepki doğurarak insanların kendi iradeleriyle ve sosyal demokrat belediyelerin çabasıyla tüm yurtta bir şekilde kutlandı. Gönül isterdi ki 100 yılın muhasebesinin yapılabildiği, eksiklerin, yanlışların mercek altına alındığı, başlatılan güzel girişimlerin daha ileriye nasıl götürüleceğine kafa yoran, yani yüzyılın her açıdan doğru değerlendirildiği bir kutlama olsun ve sadece sokaklarda bir gün değil, bir yıl boyunca konferanslar, kitaplar, farklı etkinliklerle halkla, emekçi sınıflarla, gençlerle, kadınlarla bir araya gelinip tartışılsın, düşünülsün.

Bu süreçte beni etkileyen iki görüntü var. İlki sosyal medyada rastladığım çok cesur bir kadın. TED Antalya Koleji’nden Emine öğretmenin alkışlarla karşılanan cesur konuşması. Ancak ne yazık ki Emine öğretmen dün bu nedenle gözaltına alınmış. Diğeri ise çok naif bir görüntü: Gençlerin terk ettiği Tokat’ın bir köyünde kadınlar okudukları ilkokulun önünde öğrenciyken ezberledikleri Atatürk ve Cumhuriyet şiirlerini okudular. Kim bilir okumaya devam etselerdi nasıl bir hayatları olacaktı? Belki başka şiirlerle de tanışacaklardı. Yine de şalvarlarıyla okul yıllarına geri dönmeleri ve öğrendikleri şiirleri hatırlamaları nedense beni çok etkiledi. Yani herkes bir şekilde kendine göre bir 100. yıl yaşadı. Kırgın, üzgün, öfkeli ama yine de bir şekilde hala umutlu.

Kadınlardan söz ediyorken, evet Cumhuriyet’in biz kadınlara bir çok ülkeden daha önce verdiği haklar çok değerli ancak Osmanlı’da kadınların hak mücadelesi de azımsanmayacak kadar güçlü. Üstelik bu mücadele feminizm bilinciyle Batı’yla neredeyse paralel gidiyor. Bir sürü örgütlenme ve 40 kadar da kadın dergisi var. Yani aslında bir altyapı, bilinçli ve mücadeleci birçok kadın grubu var. İlk kadın dergisi Şuküfezâr 1886 yılında çıkmış. Bu dergilerin en önemlilerinden biri olan Kadınlar Dünyası ise 1913-1921 arası yayınlanmış ve tabii ki diğerleri gibi sadece kadın yazarlara yer vermiş. Üstelik bu kadınların bazıları Cumhuriyet’ten  ötesini bile hayal edebilmiş. Mükerrem Belkıs hanımın sözleri o dönem için oldukça şaşırtıcı.

“Feminizm, sosyalizm, bir vücudun iki kanadı, bir vücudun iki kolu, iki ayağıdır. Bu iki taraf el ele vermiş iki kardeştir. Her ikisinin gayesi de birdir: Kadın erkek bir olacak, bütün fertler aynı hukuk önünde bütün fertler eşit olacak. Şüphe yok ki bu hayat yaşanacaktır. İlerideki asırlarda bu hayat vardır. İşte iki kanat, iki kardeş cereyan, insaniyeti o asra doğru uçuruyor. Yürütüyor, yürütüyor…”  Mükerrem Belkıs ( Kadınlar Dünyası 1918 )

Kadınlar Dünyası’nın yazarları seçme ve seçilme hakkını daha 1918 Mart ayından başlayarak, Nezihe Muhiddinlerin 1923 yılında kuracakları Kadınlar Halk Fırkası’ndan önce sürekli dile getirmiş, Üstelik 1921 yılında da Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti’nin programına koymuşlar. Yani Atatürk belli ki bu hareketlerden haberdar ve tam anlamıyla da tepeden inme değil kadın hakları, arkasında önemli bir mücadelenin olduğu kesin. O nedenle rejim ne olursa olsun bence bu kadınlar mücadeleyi bırakmazlardı ve senin korktuğun gibi haremlerde, peçeli, türbanlı olmayabilirdin. Onlar peçeye de karşı çıkmış ve eğitim, çalışma hayatı ve aile hayatının düzenlenmesiyle ilgili ciddi mücadele vermiş kadınlar. Yani aslında tüm hakları çok önceden talep etmeye başlamışlar. Seni belki de şaşırtacak ama o dönemde bile 9 grevi sadece kadınlar örgütlemiş. Bugünlerde ziyarete açılan Feshane, tarihte 50 kadın işçinin örgütlediği  Feshane Grevi’ne sahne olmuş.

Tabii Cumhuriyetle birlikte bir kuşak kadın bambaşka bir hayat yaşamış ve tüm bu haklardan nasibini almış. Bizler de bu kuşakların devamıyız ama öncesindeki kadın hareketlerine de sahip çıkmamız ve o kadınlara da teşekkür borcumuz var. Bu mücadele rejimlerle, devletlerle bağlantılı olmadan her zaman bir şekilde sürmüş sürmeye de devam edecek.

Nazan hanıma gelince, gerçekten tam anlamıyla bir Cumhuriyet kadınıydı ve bunun da hakkını vermeye, tüm çabasıyla diğer kuşaklara aktarmaya çalıştı. Sanat ve çağdaş eğitim konularında yaptığı çalışmalar hepimize örnek oldu. Bu üretimlerini diğer kesimlere ulaştırma çabası da gerçek bir aydın olduğunun göstergesi. Aydın ve entelektüel ayrımı da burada zaten. Nazan hanım kendi ışığını ulaşabildiği her yere yaymaya çalışan, bir ömür bu yolda mücadele eden bir kadın. Tabii Cumhuriyet’e borcunu da bu şekilde ödemiş oldu. Ben de onunla  çalıştığım için ve onu bir çok konuda rol model olarak gördüğüm için kendimi mutlu hissediyorum.

İki gün sonra 4 Kasım’da onun ve Cumhuriyet’in 100. yaşını biz de ÇYDD Beyoğlu Şubemizin bir etkinliği olarak kutlayacağız. Yapıcılığın İzinde ve Çağdaş Eğitimde Sanat başlıkları altında düzenlediğimiz bu oturumlarda senin moderatörlüğünde bizler de onunla ortak çalışmalarımızdan söz edeceğiz. Böylece Cumhuriyet’in 100. yılını öğrencilerimizle biz de bu şekilde kutlayacağız. Tabii bu vesileyle gerçekten Cumhuriyet kadını tanımına uyan    çalışmalarıyla ve genç kızlara eğitim yolunu açan ÇYDD projesini hayata geçiren ve bizleri tiyatro dışında bu çatı altında da buluşturan sevgili Türkan Saylan’ı saygı ve sevgiyle anıyorum. 

Bence Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı olacaksa, bu kadınlar sayesinde olacak. Yapıcılık ve umut yanımızda, barış, eşitlik ve özgürlük rüzgarları arkamızda bir mücadele bizi bekliyor. Ben gerçekten kadınların gücüne her dönemden daha fazla inanıyorum. 21.Yüzyıl kadın yüzyılı ise Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında da kadınların imzası mutlaka olacaktır.

Sevgiyle ve umutla kal 

Tijen

Tijen Savaşkan

Tijen Savaşkan

Tüm Yazıları