Aşk, bereket, sıcak…

Ayşe Bayvas

Bereketlidir Temmuz… Cahit Külebi, “Öpüp başıma koyduğum ekmek gibisin” derken hem bu toprakların en kıymetli geleneğini hem de en kıymetli ürününü anlatır. Ekmek demek buğday demek; buğday ise bereket demek. “Verimli Hilal”de yetişen en kıymetli besin maddelerinden biridir o. Temmuz ayına Anadolu’da “orak ayı” ya da “ot ayı” denir.

Sümer mitolojisine göre Tanrı Dummuzi (Tammuz), her yıl ölüp halkını doyurmak için toprağa karışır sonra da hasat ayı olan Temmuz’da buğday olarak dünyaya gelir. Toprağa karışmadan önce Tanrıça İštar ile yaptığı evlilik, bolluk ve bereketin sembolü kabul edilirmiş. Tammuz inancı Frig’de Attis, Yunan’da Adonis, Mısır’da Osiris gibi tanrıların varlığında sembolleşerek diğer toplumlarda da karşımıza çıkar.

Ah bu topraklar… Aşkla bereketi hep birbirine karıştırmış. Bütün bu hikayelerin içinde hep aşk da var çünkü. Oysa en istikrarlı aydır Temmuz; gelgelelim sorarım size, aşk ne anlar istikrardan?

Bedri Rahmi, Temmuz ayını “Krallar Kralı” diye adlandırır. Haklıdır tabii, Tammuz, İbranice “efendi/rab” anlamına gelir çünkü. Batı dillerindeki adı olan “Iulius”u da tarihin gördüğü en dahi hükümdarlardan biri olan Julius Caesar’dan alır.

Sıcaktır Temmuz… Eski Türkçe’de “tamu-z” yani “çok sıcak, cehennem” anlamındaydı. Kendi sıcağı yetmiyor gibi sıcak olaylarla da çıkar karşımıza. Hangi çağda yaşanmış olursa olsun içimize ateş düşüren sıcaklarla…

Ütopya kavramını hayatımıza sokan Thomas More, pek çok nedenin yanı sıra kralı dini anlamda kilisenin başı saymadığı için idam edildiğinde yıl 1535 idi. Biz hala mutluluğa kavuşmak için filozoflar kral, krallar filozof olursa diye bekliyoruz.

Fransız Devrimi döneminde ateşli tonu, sivri dili ve kararlı duruşu ile dikkat çeken gazetecilerden olan Jean-Paul Marat, muhalifi Charlotte Corday tarafından bıçaklanarak öldürüldüğünde yıl 1793 idi. Biz hala onun toplumun yoksul üyelerine dair insan hakları söylemlerinin benzerlerini tekrarlayıp duruyoruz.

Fransız Devrimi’nin önderlerinden Maximilien Robespierre, katıksız demokrasiyi savunurken ortaya çıkan terörün kurbanı olarak giyotinle idam edildiğinde yıl 1794 idi. Biz hala büyük çoğunluğun bir azınlıkça sömürülmemesi ve boyun eğdirilmemesi için elimizden geleni yapıyoruz.

1789 Devrimi, tüm dünyada bir özgürlük hareketine yol açmışsa emin olun ki 1830 Temmuz Devrimi de liberalizmin güç kazanmasına yol açtı. Bu devirde ortaya çıkan karikatür tutkusu başka hiçbir dönemde karşımıza bu kadar keskin çıkmaz galiba. O dönemde Krallık yönetimine karşı, sert bir saldırı görevini yüklenmişti karikatür. Honoré Daumier’in kral Louis-Philippe’yi Gargantua olarak göstermesi ise bu dönemin ve bence her dönemin zirvelerinden biridir. Fransız yazar Rabelais’in beş kitaplık serisinin ikinci kitabı olan “Gargantua”nın ana karakteri Gargantua, Orta Çağ’da yaşamış bir bebek devdir. Annesi onu kulağından doğurur. Açgözlü, zalim ve cahildir. Daumier’nin karikatüründe Kral’ın tahtının sol arka kısmında burjuva kesimini görüyoruz. Bu, Kral’ın burjuvadan aldığı destektir. Kral’ın ağzına merdiven dayayanlar ise işçilerden oluşan orta ve alt kesim. Sırtlarına taktıkları sepetlerinin içini yiyecekle doldurup merdivenle Kral’ın ağzına gidiyorlar. Bu, Kapitalizm’e atılan büyük bir taştır, bir eleştiri ve gerçektir. Gerçi bunun için altı ay hapis yatar ama biz hala sanatçının, sindirim ve boşaltım sistemlerini sonsuz bir döngüyle resmederek, halka dayatılan sömürü sistemini makine gibi işleyen açgözlü bir mekanizma olarak yansıtmasına şapka çıkarıyoruz.

Temmuz’un sıcağı yakar dedim ya… 1988’den beri geleneksel hale getirilmiş olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında, 2 Temmuz 1993’te, Sivas’taki Madımak Oteli’nde Türkiye tarihinin en kara günlerinden biri yaşandı. 35 can, yobazlar tarafından yakılarak öldürüldü. Yıllar ve hükümetler boyunca bu insanları önce itibarsızlaştırmaya sonra unutturmaya çalıştılar, olmadı. Sonunda zaman aşımı ile yok saymaya kalktılar. İnsanlık suçunda zaman aşımı kabul edilebilirmiş gibi…

Hayatta kalanların anlattığına göre taşlar yağarken biri “Burada ölürsek geride kalanlar hakkımızda ne yazar?” diye sormuş. Metin Altıok “Şiir yazarlar” diye cevap vermiş. Şiir ne kelime, biz hala ağıtlar yakıyoruz usta, bilesin.

O karanlığı daha karanlık yapan ateşin içinde kalanlardan Muhlis Akarsu bir dizesinde

“Eski günler hayalimden gitmiyor

Dün dediğin bugünkünü tutmuyor..” der. Biz tam aksi o dünleri yok etmeye çalışıyoruz usta, biz hala örümcek temizliyoruz kafalardan. Bilesin.

Kemal Özer, “Temmuz için Yaralı Semah” kitabında

“Zaman adınızla anılacak Temmuz geldiğinde” der ve haklıdır. “Haziran’da ölmek zor” belki ama Temmuz da ondan aşağı kalmaz.

İçinizi karartmış olmayayım, siz gene bütün kötülüklere rağmen aşka ve berekete odaklanın. Çünkü gerçekten de Sait Faik’in dediği gibi “Bir insanı sevmekle başlar her şey”.

Fethiye, 2021-06-24

Yazar: Ayşe Bayvas