FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

BEKLENİYORDU

BEKLENİYORDU

Pazar sabaha kadar fırtınadan uyuyamamış, bir pencereden diğer pencereye içeri giren suları havlularla engellemek için koşuşturuyordum ki saat 04.17’de depremden haberim oldu. Zerre kadar ‘’Doğu Anadolu fay hattından’’ haberi olmayan biri olarak zihnime ‘kar kışta deprem’ fikri saplanıp kaldı. 

Bu fayın yarattığı felaket, kara kışı geride bıraktı. Kimine göre 7.4 kimine göre 7.8 ama herkese göre yüzyılın felaketi. Bilim insanları ‘500 yıldır stres biriktiren fay’, diyor. ‘’B E K L E N İ Y O R D U’’, diyorlar. Bekleniyordu… Bekleniyordu… Bu kelime ve bu kelimenin yüklediği anlam nefesimi kesiyor. Bekleniyordu ve biz ‘yeterince’, ‘olması gerektiği gibi’ hazırlıklı mı değildik! Böyle bir felakete hazırlıklı olunamaz mıydı gerçekten? Bilim insanlarının ne dediği bu kadar mı önemsiz, kıymetsiz, değersizdi? Yapabileceğimiz HİÇ mi bir şey yoktu?

Fay hattına yapılmış yaralı on şehir… Yıkılmış evlerin altında kurtarılmayı bekleyen insanlar… Yardım isteyen çığlıklar… Ailesinden, yakınlarından bir ses gelmesini bekleyen yakınlar… Canhıraş bir biçimde yardım etmeye çalışan yurttaşlar… Yardım organizasyonları… Kendilerinin ya da yakınlarının hangi adreste olduğunu bildirenler… Koliler… İhtiyaç listeleri… Yola çıkan ekipler… Gönüllüler… Yardım toplayan belediyeler… Yurt dışından teçhizatlarıyla bölgeye gelen yabancı profesyonel ekipler… ve yardım kampanyalarının hangisinin ‘gerçek’ olduğunu anlamaya çalışıp, birbirlerine doğru iban bilgilerini vermeye çalışan arkadaş grupları… 

Haberler gelmeye başladığında yaşanan depremin büyüklüğünü ‘idrak’ ettiğimiz andan itibaren bütün bir ülke olarak nefesimizi tuttuğumuzu hissettim; sanki tek nefes olmuş, birlikte ağlıyorduk. Kimimiz enkazdan kurtulan bir çocuk gördüğümüzde, kimimiz yakaran yalvaran anne baba gördüğümüzde, kimimiz ‘’anne mi de alın’’ cümlesini duyduğumuzda, kimimiz kedisinin önce çıkarılmasını isteyen bir üniversite öğrencisine, kimimiz kızının elini tutan babaya, kimimiz enkaz yığının arasındaki bir oyuncağa, kimimiz enkazın ortasında öylesine duran bir kapıya… bir perdeye… kimimiz koca bir enkaz yığınının tepesinde iki kadının betonları çekmeye çalışırkenki çabasına… kimimiz ‘depremden önce depremden sonra’ haritaya bakıp…

Gözyaşlarımız durmadı. Durmadı. Bir de öyle bir çaresizlik eşlik ediyor ki acımıza… İçimizde büyüyen ’öfke’yi de tetikliyor…

Herkes duygusunu ‘’UTANIYORUM’’ olarak ifade etti; kimi nefes almaktan, kimi sıcak evinde olmaktan, kimi üzerini örten battaniyeden, kimi uyumaktan, kimi yürüdüğü hareket edebildiği için, kimi içecek suyu, çorbası olduğundan, kimi yediği yemekten, kimi çocuğunu sevmekten, kimi de… 

Kimi de başkaları adına.

Ard arda gelen artçılar, kurtulamayanların acı haberleri, kurtarılmayı bekleyenlerin isyanı… Ve bunların arasında ‘mucizeler’ gelmeye başlayınca bu kez sevinç gözyaşlarımız aktı. Acının içinden sevincin filizlendiği anların çoğalmasını ümit ederek bekliyoruz şimdi. 12 saat bitti, 24 saat de… ve 48 saat… Umut kesilmeyecek. Geçmiş olsun, demeye çekiniyorum sırf daha bitmedi, bitemez, daha kurtulacaklar var, diye düşündüğüm için… Herkesin seferber olduğunu görünce mucizelerin artmasını diliyorum. 

Ama bir de öfkem var ki… acı büyüdükçe o da büyüyor. Sabır, az sabır dedikçe kendi kendime, kendi isyanımı büyütüyorum adeta… İsyan etmek… yeri ve zamanı gelince olması gereken.

Yani sormayalım mı bu evleri kimin yaptığını, kimlerin izin verdiğini, neden bilim insanlarını dinlemediklerini, deprem kuşağında bir coğrafyada yaşadığımız bilgisi varken hazırlıkların kısa, orta ve uzun vadede neler olduğunu, sormayalım mı? Önceki depremlerden ne ders aldığımızı sormayalım mı? Sormayalım da elimiz göğsümüzde dövünelim mi hep? Bizim payımıza düşen sadece bu mu? 

Geçmiş bitmiş ve son olsun bu acı, demekle olmayacak… Yurttaşlar olarak bu acı bir kırılma noktası ve değişimin şart olduğunun bir idrakı. Çünkü depremin yıktığı yollar, köprüler, hastaneler, okullar, kurum binaları ve haneler içinde canlar var. Yarın başka illerde de beklenen deprem için uyarılar yapılıyor. 

Acımız derinken olası başka depremleri düşünmek yersiz olabilir belki de… ama… ama başka hayatlari kurtarabilmenin organize olmaktan geçtiğini 99’da yaşamıştık. Ve yine hatırlamak zorunda kaldık. Bu deprem yine bir şey gösterdi ki yardım beklerken yapılabilecek en önemli şey, bizim elimizden bir şey geliyor olması… Kurtarma eğitimi olan, enkazdan nasıl kurtarılacağını bilen, kepçe kullanmasını bilen, zamanla yarışacak ve organizasyon yapabilen insanlara ihtiyaç var. İlk yardım bilgimizin olması gerekiyor. Acil depremde yapılacakların bir listesini bireysel olarak yapmamız gerek. Olması beklenen bu depremi daha bilinçli karşılamanın bir ihtimali var. Mahalle mahalle, sokak sokak ve yaşadığımız binalarda deprem için çalışmaya başlamalıyız. Okullarda eğitim süratle verilmeli. Saçma sapan anonslarla kimsenin ne olduğunu anlamadığı tatbikatlarla olmaz. Bugün yapacağımız her şey yarın kayıplarımızın olmaması için. Bu acının son bulması için. Coğrafya kader değildir.

Bir kişi bile sokakta kalmayana dek “dayanışma” devam edecek. Enkazlar kalkana dek… Elbette üstesinden geleceğiz. O vakit deprem kuşağında olan bir COĞRAFYADA nasıl huzur içinde ve güvenli yaşayabileceğimizi düşünüp 23 yılda alın(a)mayan dersleri ve çözümün inanılan hurafelerde olmadığını artık idrak edip „Geleceğimizi Kendimiz Tayin Edelim”: Biz böyle yaşamaya devam mı edeceğiz? Korkuyla? Yoksa bilime mi inanacağız?

Şu soruyu soruyorum bu sabahtan beri : ‘’Ben bu bölgedeki insanlar için ne yapabilirim?’’ 

Ayşe Lebriz Berkem

Ayşe Lebriz Berkem

Tüm Yazıları