Bin Muhteşem Güneş – Khaled Hosseini

Rukiye Taşkın

Filozof Hypatia der ki:

“Bir kadın dünyayı aydınlatmak için ışık oldu, ama söndürmek için ellerinden geleni yaptılar.

Bir kadın dünyayı daha güzel bir yer yapmak için canını ortaya koydu, ama canını almak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.

Bir kadın insan aklının aynı zamanda onun kanatları olduğunu söyledi, ama o kanatları kırmak için seferber oldular ve ellerinden gelen her şeyi yaptılar.”

Sözde din fedaileri (Parabolaniler) bir gün Hypatia’yı konseyden evine doğru giderken yakaladılar çırılçıplak soydular. Sürükleye sürükleye kent meydanına getirdiler. Diri diri bütün vücudunu midye kabuklarıyla doğradılar sonra da yaktılar.

Kabaca bir taslak yaparsak aynı zamanda matematikçi ve astronom da olan ve Iskenderiye Üniversitesi’nde derslere giren Hypatia’nın yaşadığı yıl aralığı MS. 360 – 415, Khaled Hosseini’nin romanını yayıma verdiği yıl 2007, günümüz 2021.

Kaç yüz/yıl geçmiş aradan? Ya da geçebilmiş mi o yıllar silinebilmiş mi o yüzler tarih ağzındaki kanı tükürürken kitaplara kayıtlara zamana…

Cehaletin o karanlık dipsiz kuyularında debelenenler balyoz etkisi yaratmayan bir olaya hikayeye ya da bir gerçeğe maruz kalmadıkça ‘yeniden bakma’yı öğrenemiyorlar mı? Yahut bu öğrenememe ne vakte kadar sürecek?

Özgürlüğü ele alabilmek için illâki esaretlerin linçlerin recmlerin gözümüze gözümüze sokulması mı gerekiyor?

Nasıl göremiyorlar? Yeryüzünün bile ağrıdan kasıkları yırtılırken, nasıl?

Beynimde bu sorular deli gibi cirit atarken gözlerimin önünde romanın başkahramanı Meryem var. Âh boynu bir kütüğün üzerinden gökyüzüne uzayan Meryem!

Kitabı okuduğumun üzerinden on yıl geçmiş. O zamanki düşüncelerimi de sabitleyerek artık bitirmek istiyorum sözlerimi:

Meryem ve çakıl taşları Kan tükürük Meryem ve çakıl taşları!

Okurken bazı paragrafların yumrulaşıp içimde yer edindiği yürek burkutan kitap. Okunması farz dedirten ibretlik eser.

İslâm coğrafyalarında kadın olmanın kahırlı zorluğu. Bu zorlukların ağrılarını ve ağırlığını yaşayan iki Afgan kadın, Meryem ve Leyla’nın hikayesini okuyoruz Bin Muhteşem Güneş’de.

Ama ne okumak… Karakterler karşımızda yanı başımızda sanki…

Seçtiğim Diyaloglar:

“Bu ülkeyi bu kadar çok sevmeme karşın, bazen çekip gitmeyi düşünüyorum.” dedi Babi. “Nereye?” “Unutmanın kolay olacağı bir yere…”

“Artık evine gitmelisin” dedi. “Birazdan karanlık çöker.” “Karanlığa alışığım.”

“Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi bir erkeğin suçlayan parmağı da daima bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma Meryem.”

“Sırrını rüzgâra fısıldarsan, ağaçlara söylediği için onu suçlayamazsın.”

Yazar: Rukiye Taşkın