Bir Hikaye

Nesrin Yavaş

Herkesin bir başarı hikâyesi olmalı, hikâye çok basit olabilir çok havalı olabilir, çok kolay ya da çok zor olabilir ama bir başarı hikâyesi güven ve özgüven demektir… 

Size şişkodan şampiyona kendi hikâyemi anlatmak istiyorum ama baştan tek cümle ile özet yazayım, 40 yaşımda spora başlayıp, madalya da alıp spor eğitmenliğini meslek edindim. Hepsi 6 senede oldu… 

Bundan 8 yıl önce hamileliğimde 40 kg aldım, üstelik bu 40 kiloyu sadece elma ve mandalina yiyerek aldım, her hamilenin bir de aşerme hikâyesi vardır, 7-8 ayda 40 kg almak da bir başarı hikâyesi olabilir elbette ama sonra hepsinden kurtulup şampiyon olmak daha havalı gibi sanki… 

Bu aşerme meselesinin de biraz atadan ana anneden babaanneden öğrenilmiş bir ezber olduğunu düşünüyorum hoş. Şart değildi her akşam TV karşısına uzanıp birkaç kilo elma mandalina devirmek ama hamileyiz ya işte, aşermek bizim hakkımız… Dahası 9 ayı pijama içinde, serbest hamilelik kıyafetleri içinde geçirince insan uğradığı evrimi de çok fark etmiyor. Doğuma 100 girdim 96,5 kg çıktım, öyle aşermişim ki kendime yemişim, 40 kg alan kadından 3 kilo 260 gram bebek çıktı… 

96,5 kiloyum ama hala kendimi iyi hissediyorum, kendini iyi hissetmek isteyen insan iyi hissediyor işte, iyiyim ya, o kadar da kilo almamışım, en azından şeklim şemalım hala yerinde diyorum kendime, göbeğim var ama belim ince, popom büyük ama Jeylo’nun ki de büyük… Bu iyi hissediş taa ki hamilelik öncesi kıyafetlerden giyebileceğime inandığım ana kadar devam etti, giyemedim! Eski kotumu dizime kadar giyebildim yani, utanmadan şok oldum bir de! Nasıl olur, ben o kadar da kilo almamıştım ki, 40 kilodan ne olacaktı hem? İçime bir Nesrin daha kaçmış haberim yok. Tek bedende 2 ben var artık, biri yağ diğeri kas kemik ve diğer dokular ama ben yağ olan beni o ana kadar görmezden gelmişim meğer. 

Hayatım boyunca hiç kilo problemi de yaşamadığım için nereden başlayacağımı bilmiyordum, spor yapmak diyet yapmak, hiçbir fikrim yok, mesele sadece az yemek değil ama benim bunu öğrenmem de başka bir hikâye oldu… 

Benim hikâyemin başlangıç noktası böyle ama ben doğruyu bulana kadar birçok hatalar yaptım bu hikâyede, bu yüzden kendi hatalarım sonrasında öğrendiğim doğruları anlatmalıyım… 

Ben bilinçsizce diyete başladım, 5. Ayda, henüz bebeğim anne sütü ile beslenirken, tak diye süt yarıya indi, diyeti bıraktım, süt miktarı toparlansın diye kim ne dediyse yaptım. Pekmez içtim, tencere tencere bulgur yedim, tatlı yedim, küp küp şeker bile kemirdim, süt geri gelmedi ve 100 kg sıkletinde hala dimdik ayaktayım… Madem diyetle olmuyor o zaman sporla olsun… Bilinçsiz spor da bilinçsiz diyet kadar verimsiz ve bir işe yaramıyor. Aylarca kendi kendime bir şeyler yaptım, ne oldu? Ben hala 100 kg sikletine devam… Sonunda eve koşu bandı aldım, bebeğim de yaşını doldurmuş, bir şeyler yapıyorum hala ama gözle görülür bir ilerleme yok ama yine de bütün gayretlerimle 87 kg civarlarına ulaştım. Ne anlamı var ki, hiçbir şey yapmasam da zaten bu ortalamalara dönecektim, hamilelik kiloları bebeğiniz yaşını doldurduğunda ortalama 10 kg civarı zaten sizi terk eder, bu biraz ev için hareketlilikten, uykusuzluktan, vücudun su atmasından kaynaklanır… 

Evdeki koşu bandını 1,5 yıl daha kurutmalık olarak kullandıktan sonra, bir gece, ani gelen iç görü darbesi ile 20 dakika yürüdüm, ertesi sabah güne tostla başlamak yerine proteinden ve yeşillikten zengin bir tabakla başladım, akşam yemeğimden birkaç eksiltme yaptım ve ilk 2 günde tartıda 2 kg kadar eksildim. İşte bu motivasyon! 

O gün itibari ile günde 3 saat yürümeye ve daha az daha az daha az yemeğe başladım. Bir Anadolu kadını klasiği ile ekmeği, makarnayı, pilavı, böreği, keki, pastayı, tatlıyı kestim, 5 ay sonra hamilelik öncesi kiloma 60 kg’a dönmüştüm, 60 kg, kulağa hoş geliyor değil mi? Ama hiç hoş değil! 

Deri sarkması, deformasyon, kıyafet altında gizlenmiş olan gerçekler korkunç, çamaşır makinasından çıkarılmamış da makinada kuruduğu için ütünün işe yaramadığı nevresim gibiyim, kendime bakıyorum mutsuzum, şişkoyken en azından deri gergindi ve böyle kırış kırış değildim… 

Tartıda eksildim ama kas kaybına uğradım, vücut yağlardan kurtulurken beraberinde kasları da kaybetti. Bu bilinçsiz spor bilinçsiz diyettir, bu sürekli az az yiyip çok çok yürümektir… Yürümek kardio çalışmasıdır, kalp sağlığımız için harikadır ama kaslarınızın kendini koruması için dirence maruz kalması gerekir, bu da direnç çalışmasıdır. Ağırlıkla olur, ağırlıksız olur, direnç lastikleri ile olur, su şişesi ile bile olur. Birçok seçenek var ama ben o ana kadar bilmiyordum, ölçülü yemek sağlıklıdır ama yediklerimizin içeriği önemlidir, az yemek kilo verdirir ama vücut kompozisyonunuzu az yemeniz değil ne yediğiniz belirler. Benim bunları öğrenme hikâyem de bundan sonra başladı. 

Önce eve en yakın spor salonuna kaydoldum, spora başladım, bir oranda yol kat ettim ama arzu ettiğim sonuç değildi, hala pantolonun belinden şambrel taşıyordu, daracık kotu giyince yumuşacık etleri ziplemek güzel ama ya pantolondan çıkış? Tarifi zor, kalçadan ayak bileğine kadar kademe kademe ziplediğiniz dosyaların etrafa saçıldığını hayal edin, öyle fena, öyle hain… 

Üstelik uzun süre sürekli sürekli az az yediğim için gözüm dönüş durumdayım ve her kısa sürede bilinçsizce kilo veren birey gibi bende de yeniden kilo alma süreci başladı. Bazal metabolizma hızı düştü, kontrolsüzlük had safhada, üşengeçlik süreci başladı, tartıda gördüğüm eksilme bir oranda kastan da olduğu için ayda yürüyen astronot gibiyim, hafifim ama sanki omuzlarımda tonlarca yük var, su altında yürümeye çabalıyorum adeta, tartıda ibre git gide yükselmeye başladı… Derken ben internette çareler aramaya başladım, powerlifting denilen bir spor alanı ile tanıştım, buradan sonrası başka bir hikâye, onu da sonra anlatayım, 40 yaşımda başladığım serüvende 6. Yıldayım, hiç aklımda yokken meslek değiştirdim, 43 yaşımdan beri resmi olarak spor ve beslenme eğitmenliği yapıyorum, kendi mücadelemden aldığım ilhamla şimdi 40 yaş üstü kadınlara, hamileliğinde en az 20 kilo depolamış ve kurtulamamış annelere ışık olmaya çalışıyorum, ben estetik kaygılarla başladım bu serüvene ama şimdi bakış açım biraz değişti, kadınların sadece mental değil fiziksel olarak da güçlü olmalarını istiyorum, evet hepimiz güçlü kadınlarız ama yüksek hareket kapasitesi, fiziksel dayanıklılık, kondisyonu da ihmal etmemeliyiz. Spor ve beslenmenin estetik kazanımları, sağlık faydaları tamam, ama önce güçlenelim, çünkü güç demek güven demektir, güven özgüven demektir, hem bir yerden hızlıca uzaklaşmamız gerekiyorsa neden kıçımızın ağırlığı buna engel olsun ki, gücü elde etmek için verdiğimiz çaba estetik kazanımları ve sağlık faydalarını da yanında getiriyor zaten… 

Sonra anlatmaya devam etsem olur mu, şimdi biraz egzersiz vakti…

Yazar: Femtrak