7. Sayı

Doğaya Dair Ne Varsa Yakınım Olur

Doğaya Dair Ne Varsa Yakınım Olur

Fotoğraflar: Gülay KutalSonbaharı karşılarken umudu da hüznü de bir arada yaşadığımız bugünlerde, kaybettiklerimiz ve kaybetmeye devam ettiklerimiz som yapraklar misali pıtır pıtır dökülüyor ömrümüzden... Alışılmışın ötesinde geçen 2 yıl bize çok şey öğretti. Önemini unuttuğumuz çoğu şeyi hatırlamamıza, değerini anlamamıza ziyadesiyle katkı sağladı. Pandemi ile paralel olarak yakın geçmişte ülkemizde ve diğer ülkelerde ortaya çıkan seller, yangınlar sebebiyle, kıymetini anladığımız şeylerin en önemlisi sevdiklerimizden sonra şüphesiz tabiat ve tabiatın içinde yaşayan canlılar oldu. Ekosistemdeki istikrar ivmesinin sürekli değiştiği, aşamalı olarak teklemeye başladığı son yıllarda insan, ekolojik dengenin sağlanmasındaki kilit rolünü, bitki, hayvan ve tüm canlı organizmalar üzerindeki etkisini düşünmek, anlamak…
Devamı
‘Genco’: Bir sihirbazın öyküsü

‘Genco’: Bir sihirbazın öyküsü

Pandemi günlerinde geceni gündüzüne katarak senaryosunu yazdığın, Genco, Tiyatroya Adanmış Bir Yaşam belgeselini (yönetmen: Selçuk Metin) dün hüzün, sevinç, mutluluk, umut gibi karmakarışık duygularla izledim. Evet  umudu anlatıyordu bu belgesel, sevgiyi, direnmeyi  anlatıyordu.  En güzeli de bizi bu belgeselde  gezdirdiğin her tiyatro mekânı,  bize anlattığın her öykü, tasarladığın, sahnelediğin, oynadığın her oyun  bir ışık şeridi gibi gözümün önünden geçerken yıkıntılar, beton yığınları, çirkinlikler yavaş yavaş  hiçliğe karışıyordu. Geçmişe uzun, yok hayır  çok ama çok  kısa bir yolculuk…İzlerken zaman duygumu yitirdim sanki, zaman durdu mu, yoksa tersine, bir anda geçip gitti mi bilemiyorum. Rüya gibiydi. Ama güzel bir rüya umut ve ışık dolu.Bu belgeseli uzun uzun yazmak, daha görmemiş olanlara anlatmak istedim…
Devamı
GOL-E DUDI / KARA ÇİÇEK

GOL-E DUDI / KARA ÇİÇEK

“…       Ben boşuna doğmuşum, ağzım mühürlendi      Ah kalbim!       Baharın geçtiğini biliyorum, neşesinin de,      Ama nasıl uçabilirim bu kırık kanatlarla?      Bunca zaman sessiz olsam da, unutmadım şarkı söylemeyi      çünkü şarkılarım kalbimin tenhalığında fısıldadı… “  Nadia Anjuman                    Türkçesi:  Fatma Nur TürkAfganistan için gelecek karanlık, Afgan kadınları için çok daha karanlık. 20 yıldır büyük mücadele vererek kazandıkları özgürlükleri ve hayatın içinde varolma durumu hızla belirsizleşiyor, yok oluyor. ABD’nin 11 Eylül itibarıyla askerlerini tamamen çekeceğini açıklaması ardından olaylar hızla gelişti. Şehirler birer birer Taliban’ın egemenliğine…
Devamı
Resmiyetin Namusu

Resmiyetin Namusu

Oturmakta olduğum ev satılığa çıkmıştı. Ev sahibi beni, anlaştığı emlakçıyla tanıştırdı. Anlattıklarına göre apar topar taşınmam gerekmiyordu. Alacak kişi ile anlaşırsam satış işleminden sonra da evimde oturmaya devam edebilirmişim. Bu işler belli olmazmış. Ben yine de kiralık ev aramaya başladım. Ev sahibinin emlakçısı bir ara bana, eğer taşınmam gerekirse ev bulmama yardımcı olabileceğini söyledi ama içinde bulunduğum durumun sorumlusu olmadığını bilsem de onun bana ev bulmasını istemedim. Bir yanımla, sanki emlakçı bana karşı merhamet duyuyormuş gibi hissediyordum ve bu histen rahatsız oluyordum. Kibrimin sesine uydum ve teklifini geri çevirdim; kimsenin merhametine ihtiyacım yoktu. Oysa sağlıklı düşünmüyordum. Zaten birkaç yıldır o…
Devamı
Lorca ve Beyaz

Lorca ve Beyaz

Bu sabah uyandığımda bu şarkıyı mırıldanır buldum kendimi. Size de olur mu bilmem, "neydi bu, neydi bu" diye dolanırsınız deli danalar gibi bir süre, sonra birden dizeler dökülür gider dudaklarınızın arasından ve derin bir "ohhh!" çekersiniz. Bana da öyle oldu.„Ay kocaman at kara Torbamda zeytin kara Bilirim de yolları Varamam Kordoba'ya“…Federico Garcia Lorca.  İspanya’nın en büyük şairlerinden, aynı zamanda ressam, piyanist ve besteci.  Lorca deyince gözümde beyaz canlandı. Okuduğum bazı kaynaklarda Lorca’nın beyazı çok sevdiği, evinde ve giyiminde bu renge ağırlık verdiği, beyazı ölüm ile özdeşleştirdiği vurgulanıyor.  Bu nedenle beyazdan başka renk yok benim için; Lorca ve beyaz. Oysa kan…
Devamı
Editörden

Editörden

Eylül, hüzündür derler. Oysa Eylül, eylüllüğüne devam ediyor insanlık tarihi boyunca. Başına gelenlerden haberi olmadan. Oysa Eylülün gözleri neler görmüş, nelere dokunmuş, kimbilir neler duymuştur kulakları. Almanya’nın 1939 yılında Polonya’ya saldırmasıyla başlayan 2. Dünya Savaşı’nın bir daha yaşanmaması için bir mücadele günü olarak kabul edilen “1 Eylül Dünya Barış Günü” olmuş, barışa bulanmıştır. 6-7 Eylül’de, İstanbul sokaklarında 64 yıl önce örgütlü saldırganlar tarafından utanmazca sürüklenen top top kumaş, kırılmış dökülmüş yağmalanmış vitrinler, tecavüze uğramış kadınlar, dökülen kan, yakılan kutsal mekanlar, bugün başımıza dert olan tüm müsibetlerin tohumlarının devlet eliyle ekildiği lanetli günler olmuştur. 40 yıl önce postalların ezdiği demokrasinin, insanca…
Devamı
Savaşta ‘varlık’ olmak

Savaşta ‘varlık’ olmak

Son derece karışık bir Ağustos geçirdik, yangınlar içimizi dağladı. Öte yandan Afganistan’daki (aslında zaten kaçınılmaz olan) rejim değişikliği canımızı çok acıttı. Genel olarak uzak coğrafyalara ilgisiz yetiştirilen bir toplumuz biz. Gelgelelim ‘insan’ olup, çıkar da beklemeden dünyayı dert edenlerdenseniz sürekli üzülecek bir olay oluyor. Benimki naçizane o hesap. Bir insan, bir kadın ve sanat tarihçisi olarak hem orada yaşananlara hem de tarihi eserlerin tahribatına ya da sanatın yerle bir edilmesine, sanatçının yok sayılmasına kayıtsız kalmam mümkün değil.Aslında ülkesinde hiç başka ülkeyle savaş görmeden büyümüş bir nesle aitim (Bunu söylerken 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nı saymıyorum). Ama adına ‘savaş’ denmese de kendimi…
Devamı
Elma

Elma

Cennet bahçesinde yenemeyen elmalarla kuşlar ve elma kurtları ziyafet çekiyor. İyilik - kötülük ağacından elmayı yemeye cesaret edemeden bahçeden kaçan insan evladının ise aklı bir hayli karışık. Ölümsüz olduğunu sanan biri kendini yaratan sanıyor, merakın günah olduğuna inanan diğeri mütemadiyen varlığı ile cebelleşiyor... O elma yenmeseydi durum muhtemelen bundan hallice olurdu. Başka bir deyişle varlığı ile sürekli suçluluk duyan, her merakının ardında günah işlediğini ya da bir ısırık ile her şeyi yapmaya muktedir olduğunu sananlarımızın zihninin bir köşesinde sürekli parlayan kırmızı, sulu ama sinsi bir elma vardır. ''Elmayı ortadan ikiye böldüğümüzde kusursuz simetrisi ile karşımıza çıkan 5 odacıklı çekirdeklerin her…
Devamı
Kiraz Şapkalı Kadınlar Korosu

Kiraz Şapkalı Kadınlar Korosu

Bir sessizliğin orta yerinde duruyoruz. Doğru sözler arayan. bir çocuk. Topaç elinde hayat. İpsiz çünkü. Gençlik rüyalarını seviyoruz. Çünkü çiçek kokar. Çünkü yetmez bir kuru dalın soluğu saklambaç oynamaya. Herkes neden kendi çocuğunu en çok seviyor. çünkü. bir ortaçağlı’nın öngörüsü olmasa hayal gücü ya da. nereye koyacaktık dünyayı .evrende. asılı mı duracaktı yarınlarımız bir öküzün kaprisine bağlı. Bir iç çekiş bu. topacı döndüren el. saf kuşkusuz. bir başkasının çocuğunu da sevebilen. O küçük bezelye batıyor bazılarına kırık döşek altından. kibritçi kız mumlarını yaka yaka ömrünü aydınlatıyor. Çaresiz. bir bakış uzatmıyor kimse. Ya da elde örülmüş bir çift çorap. sıcağa karşı…
Devamı
Filmin Atılan Sahnesi

Filmin Atılan Sahnesi

“Özel efektlerin en kıskandığı metrestir şiir.” Onu ilk nerede gördüğümü hatırlamıyorum. Sanırım onu hiç görmedim. Gümüş saçlarını, kederin öfkeyle harmanından doğmuş bakışlarını, yüzünün çizgilerinde beş yüz sayfalık bir kitap saklandığını görmedim. Kalbini gördüm ama… Oysa kimse kimsenin kalbini göremez derler. Öylece avcuma bırakıp onu benim hatırıma iki mevsim sakla demişti. Kaç saat seyirdi parmaklarımın arasında görmedim. Savaştan döndüğünde eline bir röprodüksiyonunu verip hadiseyi gizledim. Ünlem işaretinin yanında bekliyordu, elinde eski kaos gazetesi bilinen en ünlü şair postası. Şairler de dizeleri görmez. Düz haliyle okursan dizeler karanlıkta yanar. Özel efektlerin en kıskandığı metrestir şiir. Onu hiç Beşiktaş iskelesinde görmedim. Belki de…
Devamı