Editörden

EDİTÖRDEN

EDİTÖRDEN

Berin Uyar Şimdi pencerenin önünde, oturdum bu satırları yazmaya çalışıyorum. “Çalışma! Yaz!” diyeceksiniz ama bazen olmuyor; insanın içini bir sızı kapladığı, elinin ayağının, dimağının tutulduğu anlar oluyor işte. Nitekim yazamadım. Çıktım bahçeye. Kasım güneşi... Hem sıcacık hem de buz gibi. Dünkü feci fırtınada dökülmüş yaprakların üzerinde yürüdüm, ıslanmış kağıt gibi. Eğer yağmur yağmasaydı, kuru yapraklardan bir kolaj yapabilirdim her seneki gibi.  Sincaplardaki telaşı görmeye değer doğrusu. Yaprakların arasına saklanmış son meşe palamutunu yuvalarına götürme telaşı. Acaba bu sene balkonumdaki yuvaya kuşlar gelecek mi yine? Ve ben yavruları tam da yuvadan uçarken izleyebilecek miyim? Ya minik tilki? Gene garajın üzerine çıkıp…
Devamı
Editörden

Editörden

Berin Uyar Şu anda dışarıda şakır şakır yağmur yağıyor. Oysa dün harika bir sonbahar yaşadık. Ağaçlar henüz yeşilini yitirmemişti ama yerler sarı, kızıl, kahverengi bir kilimle örtülmüştü. Ayağımın altında çıtırdayan yapraklar üzerinde yürüdüm uzun uzun. Hayaller kurdum. Ağaçlara dokundum, bazen dayanamayıp sarıldım da... At kestanesi topladım. Onların bedenime bıraktığı ılık enerji canlandırdı beni. Şimdi, kuru yapraklar yol kenarından akan sele kapılmış gidiyorlar. Karşı apartmanda oturan komşumun minik kızları sarı çizmelerini ve yağmurluklarını giymiş, su birikintilerinde zıplıyor. Hangi çocuk sevmez ki bunu? Nasıl da mutlular. Ben de yeniden çocuk olmak isterdim. Gezegenimizin başına ağrıtan herşeyden habersiz su birikintilerinde dolaşmak... Az önce…
Devamı
Editörden

Editörden

Eylül, hüzündür derler. Oysa Eylül, eylüllüğüne devam ediyor insanlık tarihi boyunca. Başına gelenlerden haberi olmadan. Oysa Eylülün gözleri neler görmüş, nelere dokunmuş, kimbilir neler duymuştur kulakları. Almanya’nın 1939 yılında Polonya’ya saldırmasıyla başlayan 2. Dünya Savaşı’nın bir daha yaşanmaması için bir mücadele günü olarak kabul edilen “1 Eylül Dünya Barış Günü” olmuş, barışa bulanmıştır. 6-7 Eylül’de, İstanbul sokaklarında 64 yıl önce örgütlü saldırganlar tarafından utanmazca sürüklenen top top kumaş, kırılmış dökülmüş yağmalanmış vitrinler, tecavüze uğramış kadınlar, dökülen kan, yakılan kutsal mekanlar, bugün başımıza dert olan tüm müsibetlerin tohumlarının devlet eliyle ekildiği lanetli günler olmuştur. 40 yıl önce postalların ezdiği demokrasinin, insanca…
Devamı
Editörden

Editörden

Temmuz ayını pek sevmem demiştim geçen sayıda. Haklıymışım. Temmuz’un sonu felaketlerle geldi. Ağustos da yanıyor.Önce sel ve seller; ardından yangın ve yangınlar.Sel, aldı içine bizi, kattı önüne sürükledi. İnsanlar, hayvanlar, evler, ağaçlar... Önünde durulamaz bir güç. Günler sonra balçık ve çamurun içinde buldular canlarımızı. Kimisi hala kayıp. Van’da sele kapılan koyunlarının ardından hiç düşünmeden suya atlayan genç kadın gözümün önünde. Son dakikada kurtarıldı.Yangın ise ciğerimizi yaktı. Şu satırları yazdığım sırada tüm şiddetiyle hüküm sürüyordu.Acımasız alevler, insanların umutlarını, birikimlerini; eline doğmuş buzağısını, ağacını, evini yuttu... Ormanın derinliklerinden gelen çığlıklar korkunçtu. Ağaçlar mı yoksa yangından kaçamayan canlılar mı atıyorlardı o canhıraş çığlıkları?Bakmaya…
Devamı
Editörden

Editörden

Berin Uyar Merhaba... Temmuz ayının enerjisini hiç sevmedim nedense. Sıcak, hem de çok sıcak. Cayır cayır. Madımak’ın sıcağı buraya kadar vurdu. Öyle bir yaktı ki ciğerlerimizi, bunca yıldır sönmedi o kor. Biraz küllenmiş sanıyorsun, en ufak bir esintide cayır cayır. Nasıl soğuyacak ki, suçlular serbest oldukça... Bir hesap bile sorulmadıkça... Onları yeniden hatırlamak istedik bu sayımızda. Biz hatırladıkça yaşayacaklar sonsuza kadar. Bu sayımızda Onur Civelek, “Neruda” ile katıldı kervana. Onun bakış açısıyla tekrar izledim filmi, öneririm size de... Dünyanın isyankar renkleriyle Birnur Akan da geldi aramıza. Üniversite yıllarımızda isyana birlikte başlamıştık, burada devam edeceğiz. Sizler de katılsanız, büyüsek, kocaman bir…
Devamı
EDİTÖRDEN

EDİTÖRDEN

Berin Uyar Merhaba, “Haziranda Ölmek Zor”. Öyle bir söylemiş ki Hasan Hüseyin, haziran dendiğinde aklımıza ilk gelen dize bu olmuş. FEMTRAK da, 4. Sayısının çerçevesini “haziranla çizdi bu ay. Şöyle bir hafızamı yokladım da neler olmamış ki bu ay içinde. Türkiye işçi sınıfının şanlı ayaklanışı 51 yıl önce 15-16 Haziran’da olmuş. Benim ilk gençliğimde, daha çiçeği burnunda bir öğrenciyken, yüreğim pır pır yaşadığım, romanlarda okuduğumuz işçi sınıfını, onun gücünü ilk kez gördüğüm  muhteşem iki gün. Ülkemizin yüzakı, şiirleriyle büyüdüğümüz büyük  sanatçılarımızın aramızdan ayrıldığı ay Haziran. Nazım Hikmet Ran (1963), Hasan İzzettin Dinamo (1989), Ahmet Arif (1991)... Daha gencecikken bize yüzlerce…
Devamı
Editörden

Editörden

Berin Uyar Merhabaaaa... Ben geldim... Sen kimsin? Ben? Ben, benim işte. Seninle kucaklaşmaya (elbette uzaktan), bazen dertleşmeye, birşeyler söylemeye, birşeyler öğrenmeye, hatta bazen çizmeye, boyamaya, yazmaya, bozmaya, fotoğraflar çekmeye, anılarımızı anlatmaya, kafamızdakileri paylaşmaya ve gülmeye geldim. Galiba en çok da gülmeye ihtiyacım var bu lanet Korona günlerinde. Ya sizin? Yalnızız, hem de çok yalnız. Eskiden kalabalıklar arasında yalnız kaldığımız çok oluyordu. Şimdi sahiden tek başınayız çoğu zaman. Peki ne olacak? Yalnızlığın bizi boğmasına, tesbih böcekleri yapmasına, derin depresyonlara sürüklemesine, bir minicik yaratığın ruhumuzu teslim almasına izin mi vereceğiz? Elbette hayır! Hem de yüksek sesli bir hayır! Herkes bir yol bulmalı…
Devamı
Editörden

Editörden

Yersiz yurtsuzluğumuz analarımızın rahimlerinin erken menopozla alınması ile başladı. Köksüz kaldık da, birbirimize sarıldık sarmaşık gülleri gibi. Balkanlar’da hala yaşatılan bir pagan geleneği vardır. Kış sonunda elele tutuşmuş kadınların ağaçların etrafında dönmesiyle ağaçlar bahara cesaretlendirilir. Dişil enerji, hayatın devamını sağlar ve hikayeler hep onları anlatabilecek olanların başına gelir. “Bunları ileride yazarsın” diye özenle seçtiği torununa mirasını aktaran bir anneanne gibi, anlatır iç ses. Karakterlerini gerçek hayattan alan ve onların hayatını yönlendirerek romanını şekillendiren bir yazar gibi, öykümüzün sürpriz finali de hep doğamızın elindedir. Pandemi nedeniyle sürekli yıkadığı ellerini akşam kremleyip beyaz eldiven takarak yatan ev kadını bir pandomim sanatçısıdır, bütün…
Devamı