FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Cinsiyetçilik üstüne bir deneme

Cinsiyetçilik üstüne bir deneme

Sevgili Tijen

Annemin 100.yılını kutladık

Baş döndürücü bir hızla geçen İstanbul günlerindeki en güzel yaşantım hep birlikte annemin 100. Doğum gününü kutlamamız oldu.

Sizlerle birlikte ne kadar sıcak, sevimli ve anlamlı bir gündü.  Katkılarınız için tekrar çok teşekkürler. Düşünüyorum da annemin gerçekten yapıcı  bir yaşamı olmuş babamla yazdığı kitaplar, kendi sanat kitapları, müzik çalışmaları ve ÇYDD’de sanat eğitimi yolunda birlikte aldığımız yol, yayınladığımız kitaplar, yaratıcı öğretim doğrultusundaki projeler, eğitimde tiyatro, sanat eğitimi… Hepsinde yapıcı bir birliktelik var, diyalog var, dayanışma var. Annem masa başına oturup kendi kitaplarını da yazdı.

Ama en mutlu olduğu anlar bizlerle birlikte ürettiği anlardı. Onunla yol alanlar bu yolculuğu ne güzel anlattılar.

Annem ataerkil bir dünyanın insanıydı kuşkusuz ama bu dünyanın içinde kendi yolunu bulmaya, kendi özgürlüğünü yaşamaya çalıştı. Biliyor musun belki de bu nedenle Bülent Ecevit annemin DSP’ye girmesini çok istemişti; yoğun sezgileriyle annemin farklı bir yanı olduğunu fark etmişti belki. O dönemde Ecevit’in aydınlarla toplumun alt katmanındaki insanları buluşturma gibi bir projesi vardı. Bizler de ÇYDD’de tam bu doğrultuda çalışıyorduk. Ecevit’in babamın ölümünden sonra Rahşan Ecevit’le birlikte iki kere anneme geldiğini ve onu iknâ etmek için çok çaba harcadığını hatırlıyorum. Ama annem sanat insanıydı, siyaset hiç de ona göre değildi.

Şimdi de çocuklar için hazırladığımız yaratıcı öğrenimi hedef alan kitaplarından Bir Kitap Hazırlıyoruz’u  ve annemin çocuklara resim okumasını öğreten Resimlerle Konuşalım kitabını yeniden yayınlayacağımıza ne kadar sevindiğimi tahmin edemezsin. Bir kapı diğerini açıyor. Annemi anma gününde de bu proje ortaya çıktı. Bence bu annemi anmanın en güzel ve en anlamlı yolu.

Göstergeler üstüne deneyimizin düşündürdükleri

Göstergeler üstüne deneyimizin düşündürdükleri

Gelelim ortak konumuz olan toplumsal cinsiyete: Femtrak Ekim sayısında Norbert’le birlikte yaptığımız  göstergeler deneyine  sen de katılmıştın. İki resim göstermiştik. İlk resimde uzun mayo şortlu bir adam ve poposu tamamıyla açık tangalı bir kadın vardı. İkinci resimde kot pantolonlu kareli gömlekli bir adam ve çarşaflı ve güneş gözlüklü bir kadın vardı. Bu iki resim arasındaki ortak noktayı sormuştuk. Ama bunu çıkarabilmek için önce her iki resimde de kadınla erkek arasındaki giyim farkını görmek gerekiyordu. Neden kadın çıplak erkek uzun şortlu ya da tam tersine kadın tepeden tırnağa kapalı erkek ise göze çarpmayan giysiler içindeydi? Kadınlar çıplaklıklarını sergileseler de, kapansalar da cinsel obje olarak sınırlandırılıyorlardı ama erkeklerde böyle bir şey söz konusu değildi. Demek ki cinsiyetçi ve ataerkillik, eşitsizlik modern dünyada da muhafazakar dünyada da etkisini sürdürüyor. Deneye katılanlardan çok azı  (yüzde yirmi) bu resimlerdeki cinsiyetçi bakışı görebilmişti

Deneyin sonuçları beni çok düşündürdü. Bana göre kadını objeye indirgeyen ataerkil ve cinsiyetçi bakışı göremememizin nedeni ataerkil bir dünyada yaşamamız ve bu dünyanın dayatmalarını çok doğal bir biçimde içselleştirmemiz. Modadan dizi ve filmlere, reklâmlardan estetik ameliyatlara kadar günlük yaşamın her alanında cinsiyetçi bakışın etkisi altında değil miyiz? Muhafazakâr dünyanın kadını kapatma eğilimi de aynı cinsiyetçi bakışın bir uzantısı bana göre. Kadın her şekilde erkeğin malı, modern dünyada erkek birlikte olduğu kadının bedenini sergilemesinden gurur duyarken, muhafazakâr dünyada kadını kendi malı olarak gördüğü için onu başka gözlerden gizliyor.

Brecht’in yabancılaştırma kavramını bilirsin, üzerinde hiç durmadığımız, doğal saydığımız bir olgunun doğallığından sıyırarak, farklı bir açıdan göstererek yabancılaştırır.  Yaptığımız deneyde de böyle bir yabancılaştırma söz konusuydu. Alışıldık bakış açısını deney aracılığıyla yabancılaştırarak kırmak istemiştik. Deneyin sonuçlarının nasıl alımlandığını bilemem. Ama tek tük geriye dönüşlerden bu deneyde başarılı olduğumuzu düşündüm. Çünkü  bu deneyin farkındalıklarını arttırdığını söyleyenler vardı. Bizim amacımız da buydu. Aslında biz kadınlar araftayız hem erkek bakışını büyük oranda içselleştirmişiz hem de bunun dışına çıktığımız anlar oluyor. Bu anların hepimiz için  çoğalmasını dilerdim.

Sinemada cinsiyetçilik,  Çizim: F.Fellini

Geçenlerde sinemada  cinsiyetçiliği mercek altına alan  2022’de yapılmış çok çarpıcı bir belgeseli Brainwashed Sexismus im Kino’yu izlerken ister istemez yaptığımız deneyi düşündüm. Belgeselde tanınmış filmlerden örnekler verilerek kadının bütünüyle eril bir bakışla (male gaze) nasıl seksi ve güzel olarak sunulduğunun ötesinde nasıl  cinsel bir objeye dönüştürüldüğü de gösteriliyordu.

Filmlerde erkek bedeni hep bir aksiyon içinde bütüncül bir bakışla gösterilirken, kadın bedeni  genellikle parça parça dudaklar, bacaklar, göğüsler, popo vb. beden parçaları vurgulanarak sergileniyordu. Kameranın kullanımı, ışıklandırma teknikleri, yakınlaştırma hep kadın bedenini bir arzu nesnesi olarak  gösteriyordu. Bütün bu örneklerde erkekler aktif kadınlar ise pasif konumdaydı. Tabii ki sinema gerçek yaşama da bir ayna tutuyor. Verilere göre Hollywood’da kadınlara cinsel taciz yüzde 94 olarak saptanmış. Yani sinema sektörünün içinde olup da tacize uğramayan kadın neredeyse yok gibi. Me Too hareketi de  bu nedenle oluşuyor. Kadınlar erkek hegemonyasına artık  hayır diyorlar. Hollywood bütünüyle erkek dünyası, kadın yönetmen, kadın kameracı neredeyse yok gibi.  Ama yavaş yavaş bir şeyler değişiyor gibi. Belgeselde kadın yönetmenlerin de erkek bakışını kırmaya çalışan bakışını sergileyen birkaç örnek getiriliyor. Ama bu örneklerde daha çok öfke hissediliyor, söz gelimi  seviştikten sonra bir erkeğin makasla boğazını kesen bir kadın görüyoruz ya da çok güzel ve saf görünüşlü bir kıza yaklaşan bir erkek korkudan dona kalıyor, çünkü kız onu öpmek için ağzını açtığı anda onun bir vampir olduğunu  görüyor. Vampir motifi vb. örneklerde kara mizahın ağır bastığını görüyoruz. Ortak olan kadın yönetmenlerin eril dünyaya tepkileri.  Sonuçta erkek bakışına karşı ciddi bir karşı çıkış olsa da kadın kendi kimliğini, bakışını, duyguların daha yeterince keşfedememiş. Bu açıdan da  diğer sanat alanlarında olduğu gibi  sinemada da bu alanda yapılacak şey çok.

Dizi eleştirisinin önemi

Bu belgesel beni çok etkiledi. Biliyorsun  dizi eleştirileri yazıyorum. TV Dizi Pusulası, Dizilere Eleştirel  Bir Yaklaşım kitabımda  bir çok yerli diziyi mercek altına aldım. Dizileri öykü ve söylem düzleminde incelerken toplumsal cinsiyet konusu hep ön plandaydı. Ama bütün bu çalışmalarımda  filmlerin dili, kameranın kullanımı vb. gibi  ögelere yer vermedim. Bunun da çok önemli bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Benim önerdiğim gibi TEB Oyun dergisinde dizi eleştirisine yer verirsek farklı yaklaşımları da gösterebiliriz. Ben feminist kuramlardan, yorumbilim ve alımlama estetiğinden yararlanıyorum, başka biri sinema diline ağırlık verebilir ya da diziyi sosyolojik bir açıdan inceleyebilir. Her yaklaşım farklı bir bakış açısı sunacaktır bizlere. Keşke böyle bir çalışmayı yerleştirebilsek, çünkü bunun eksikliğini çok hissediyorum. ,

Bu arada güzel bir haber: İstanbul’dan ayrılmadan bir gün önce yeni romanım Hatırlayamadıklarımız elime geçti. Zar zor yetiştirdi yayınevi yeni kitabı. Ne kadar sevindiğimi  tahmin edersin. Bu kitabın nasıl doğduğunu 2023  yılının hesaplaşmasını yapacağım bir sonraki mektubuma bırakıyorum.

Şimdilik  sevgiyle kal.

Zehra

Zehra İpşiroğlu

Zehra İpşiroğlu

Tüm Yazıları