Devrik bir yaşam üzerine devrik cümleler

Ayşe Bayvas

Birinden diğerine akan çağlayanlarla meydana geldiğini bilmezken ve göbek deliğinin bir işe yarayıp yaramadığı, yarıyorsa da ne işe yaradığına henüz kafa yorulmazken, insanoğlu yarattı Tanrıları. Kendi ölümlü diye onlara sonsuz yaşam hakkı tanıdı sonra. Çoklukla baş edemeyince teke düşürdüler, haberci melekler uydurdular bir de. Kanat taktılar hepsine, birer de göbek deliği oturttular gene.

Ana sütünden yola çıkıp masumiyeti beyazla tanımladılar. Bebeklere de kuzulara da gelinlere de ölülere de beyazı uygun gördüler. Oysa masumiyet çok çabuk yitiriliyor, beyaz da çok çabuk kirleniyordu, fark etmediler. Bir gün bir şair çıkıp aslında bütün renklerin aynı hızla kirlendiğini söyledi ama anlamadılar ve birincilik hep beyazda kaldı.

Diri göğüslü ve yuvarlak kalçalı kadınlar ile sert kaslı erkeklerin küçük birer okla sadece yüreklerinden vurulduğu dünya bir gün değişti. Annesinin kucağındayken tüm insanlığın günahları için kendini feda edeceğinden habersizdi Tanrı’nın kuzusu. Ama önce bir mızrak saplandı böğrüne, sonra çiviler deldi avuçlarını, irinler aktı yaralarından ayakucundaki sarı saçlara. Anasının gözyaşları toprağa düştü, karanfillere dönüştü.

İşte bu kadardır aslında, tanımlayamadığınız bir “boşluk”, bir “hiçlik”tir hayat. Sönmüş bir kandilde, yıpranmış ve şirazesinden çıkmış kitaplarda, durmuş bir saattedir ömür dediğiniz. Bir kadeh devrildiğinde fark edilir bazen sonuna gelindiği.

Geçmiş zaman tanrılarının cezaları olsaydı hâlâ, çiçeklerle, ağaçlarla dolu olacaktı dünya. Topuktan damlayan bir damla kan, güllerin kırmızısını hediye ederken yeryüzüne, artık dökülen kanlar toprağı kurutuyor. Bereket tanrısı yüzünü çevirdi çoktan.  

Deniz kabuklarıyla üflenen yaşam soluğunun yerini İsrafil’in Sur’u aldı. Meleklerin kanatlarıyla taşıdıkları masumiyet, yerini iblislerin kapkara toz bulutlarına bıraktı. Akbabalar pençelerini geçiriyor ciğerimize. Çoktan başladılar gözümüzü kemirmeye. Zerdüştlerin inanışına göre sağ gözü önce oyulan ölü, rahat bir öte dünya yolculuğuna çıkarmış. Bu dünyada gözünü şehvet de para da bürüse ilk oyulacak yer olduğuna göre belki de bilinen son duaları bunun için okumalı insanoğlu.

Cepleri yokken giysilerin, bir köşede saklanırmış kayıkçıya verilmek üzere gözlerin üzerine konacak bozukluklar. Çeyiz sandığının bir köşesinde saklanan “kefen paraları” ile “kefen bezleri” ile büyüdük çoğumuz. Mis kokulu, uçları nakışlı yastık altlarında saklanan ”ne olur, ne olmaz” paraları, yerini toz, ter ve mukavva kokulu ayakkabı kutularına bıraktı.

Yeniden başlamak için belki yine bir çağlayana ihtiyaç vardır. Belki bir tufana…

Yazar: Ayşe Bayvas