Doğaya Dair Ne Varsa Yakınım Olur

Rukiye Taşkın

Fotoğraflar: Gülay Kutal

Sonbaharı karşılarken umudu da hüznü de bir arada yaşadığımız bugünlerde, kaybettiklerimiz ve kaybetmeye devam ettiklerimiz som yapraklar misali pıtır pıtır dökülüyor ömrümüzden… Alışılmışın ötesinde geçen 2 yıl bize çok şey öğretti. Önemini unuttuğumuz çoğu şeyi hatırlamamıza, değerini anlamamıza ziyadesiyle katkı sağladı. Pandemi ile paralel olarak yakın geçmişte ülkemizde ve diğer ülkelerde ortaya çıkan seller, yangınlar sebebiyle, kıymetini anladığımız şeylerin en önemlisi sevdiklerimizden sonra şüphesiz tabiat ve tabiatın içinde yaşayan canlılar oldu.

Ekosistemdeki istikrar ivmesinin sürekli değiştiği, aşamalı olarak teklemeye başladığı son yıllarda insan, ekolojik dengenin sağlanmasındaki kilit rolünü, bitki, hayvan ve tüm canlı organizmalar üzerindeki etkisini düşünmek, anlamak için kafasını eskiye nazaran daha fazla yordu. En azından tabiatı incittiğinde tabiatın da bir gün onu inciteceği gerçeğini kabul etti. 

Yüzyıllardır insanoğlu tarafından istismara uğrayan, kötü muameleye maruz kalan doğa, buna rağmen 2 senelik bunaltıcı pandemi döneminde tüm anaçlığı, cömertliğiyle bizlere yeniden sahillerini, ormanlarını, parklarını, kucağını açtı. Yaşam kalitemizi ciddi biçimde etkileyen ev karantinalarında güneş gülümseyerek yüzümüze doğmaya, kuşlar cıvıl cıvıl ötmeye, ağaçlar rengârenk çiçeklerini, mis kokulu meyvelerini vermeye devam etti. İnsanın insana olan mesafesinin açıldığı bu süreçte yeşile olan mesafe neredeyse kapandı. Ağaçlık alanlarda, özellikle ormanlarda yaptığımız yürüyüşler ya da Japonların deyimiyle “yüzüşler” merkezi bir rol oynadı hayatımızda. Birçoğumuz bu sayede moral ve etkin güç depoladık.

Japonların “shinrin yoku” dedikleri orman yüzüşleri, orman terapisi üzerine neredeyse 40 yıllık deneyimi var. Günümüzde de bu terim/yöntem dünyaya hızla yayılmaya devam ediyor.Ağaçların arasında yıkanmanın, yeşilin atmosferinde nefes alarak zaman geçirmenin sağlığa faydaları tartışılmaz bir gerçek. Bunun üzerine yapılan çeşitli araştırmalarla da bu gerçek destekleniyor. Fikir aslında çok basit: ormanda koşmak, tempolu yürüyüş yapmak değil de sakin, rahat bir şekilde vakit geçirerek huzur, odaklanma ve esenliğimizi arttırarak kendimizi dengelemek. Bu yıkanışların bedenimize faydaları: havada uçuşan fitonsitlerin etkisiyle bağışıklık sistemimizdeki kuvvetlenme, düşük kan basıncı, daha düşük stres seviyesi, daha iyi bir ruh hâli… Olumlu dönüşümler çocuklarda daha güçlü konsantre olma yeteneği, ameliyat geçirmiş veya kemoterapi görmüş hastalarda ise çabuk iyileşme, uyku kalitesi, artan motivasyon ve enerji olarak kendini gösteriyor. Üstelik orman insana bu kazanımları verirken bir terapist gibi davranmıyor. Biz katılımcı olarak hareket ederken o da bizimle buluşuyor, bize eşlik ediyor.

Doğada yüzmek bir anlamda -hiçbir şey başarmadan orada olmak- demek. Shinrin yoku banyomuzu orman yolundan taşarak ağaçların çok sık olmadığı alanlarda 1 ila 2 saat rahat bir tempoda yürüyerek yapabiliriz. Bu süre içerisinde durabilir, etrafı keşfedebilir, hatta sırt çantamızdaki minderi bir ağacın dibine bırakıp içeceğimizi yudumlarken, atıştırmalıklarımızı yemyeşil sofra bezi üzerinde tabiat ile ahenk içinde yiyebiliriz. Bu yüzüşlerin yağmurlu ya da karlı hava şartları sebebiyle iptal edilmemesi gerektiği kanaatindeyim, bilâkis çetin hava koşulları bize gelişmiş deneyimler, direnç yetisi, unutulmaz anlar ve farkındalıklar sağlayacaktır. Ağaçları anlamak, onların birbirleriyle olan iletişimlerini, komşuluklarını gözlemlemek, şüphesiz duyularımızı genişletip daha iyi “görmemizi” öğretecektir bize…

İnsan ormanda yıkanırken, ruhunu süzerek tüm endişelerini bir taşa koyup yatırıveriyor. Emin olun o esnada ağaçlar, devasa ağ sistemleri sayesinde, yerin altından mantar ipliklerle, koyu yeşil tünellerden sayısız çelenk geçirerek birbirleriyle haberleşiyor, tıpkı içinde yaşayan diğer canlılar gibi insanoğlunun da ateşsiz, sigarasız, yurtlarını yakıp yıkmadan gelip geçtiğine dair hakkımızda konuşuyor olacaklar.

Doğa yakınında, yakınların doğada ve sağlıkta olsun sevgili okur…

Yazar: Rukiye Taşkın