FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Düş kapanı

Düş kapanı

Kapının hafif gıcırtısına alışmıştım ama yerdeki tahtaların çıtırtısı beni uyandırıyordu. Bu yabancı ve uzak ülkeye getirildiğimde geri dönmeyi ve alışık olduğum rüyaları yeniden yakalayabilmeyi umuyordum. Sahibimden habersizce alınıp bu ıslak yeşil duvara asıldığımdan beri yakaladığım rüyalar da değişti. Artık uçtaki gelin teli gibi salınan renkli kuştüylerimin ucundan bırakabileceğim güzel rüyalarla karşılaşmıyorum. Aksine file örgüye alıp hapsettiklerimle zaman zaman baş edemediğim bile oluyor.

Ben ancak kimse uyumadığı zaman uyurum. Uyanmam için alışık olmadığım dış sesler duymam ya da yanımda olan birilerinin uykuya geçmesi ve rüya görmeye başlaması gerek. Tahtaların çıtırtısına uyanıp yere uzanmış bir delikanlının huzursuz dönüşlerini fark ettiğimde yataktaki yaşlı adam henüz uyumamıştı. Bunu biliyorum çünkü uyusaydı ben daha önce uyanırdım. İkisi de birbirlerine uyuyor numarası yaptılar. Odanın yer yer kurtlanmış ve kapatırken hafif kaldırmak gereken tahta panjurunun arasından ay ışığı çekilmeye başladığında hareketsizlikten artık uykum gelmişti. Derken, karşımda gömlek yakası sonuna kadar kapalı eski model takım elbiseli bir delikanlı gördüm. Yaşlı adamın yüzündeki gerginlik hafifledi. Delikanlının arkasında durduğu genç halini tanıdım. İkisi de beyaz boyalı küçük bir kilisede onlara doğru yürüyen uzun beyaz elbiseli kıza bakıyordu. Kilisenin etrafındaki tarlalarda rüzgârla hafif hafif sallanan mısır püskülleri kadar düz saçlı kız, arada takıldığı eteklerini durup düzelterek elinde evirip çevirdiği bir şapka varmış gibi parmaklarını oynatan delikanlının yanına vardığında yaşlı adamın yüzündeki gergin ifade tamamen yok olmuştu. Rüyayı tam püsküllerin ucundan aşağıya salmak üzereydim ki odada yerde yatan delikanlı aynı kızla karşıma çıktı.

Kızın elinde kocaman karnı nedeniyle güçlükle taşıdığı bir kutu vardı. Gökyüzü karanlık bulutlarla kaplıydı. Kızın yüzünde daha önce başkalarında da gördüğüm kapkara hüzün, elimi çabuk tutmamı söylüyordu. Aceleyle yaşlı adamın rüyasını hemen salıp delikanlınınkini ortaya hapsettim. Ama yaşlı adamın rüyası devam ediyordu, bu kez genç haliyle çamur içinde karşıma çıktı. Yüzünde kan vardı, neyse ki kan nedeniyle rüya kendiliğinden bozulmuştu yoksa odadaki delikanlının rüyasında kızın ıslak elbisesiyle çamurlara bata çıka yürüyüşüyle ikisini aynı anda yakalayıp ortaya hapsetmem zor olacaktı. Derin bir nefes alıp yaşamı simgeleyen yuvarlak bölümümdeki file örgüyü rahatlattım.

Yaşlı adamın genç hali, rüyasında yüzünü elleriyle silip yürümeye devam ederken biraz önceki kanın ona ait olmadığını anladım. Şimdi omuzları sarsılarak ağlıyor, sendeliyordu. Yere kapaklandığında bu kısmı hızla alıp filenin arkasına attım. Yerde yatan delikanlı ise tahtaların biraz daha fazla çıtırdamasına neden olacak şekilde diğer tarafına döndüğünde rüyasındaki kız, yan yana dizilmiş bir grubun arasında yüzü koyun yerde yatıyordu. Şiş karnı ıslak toprağa gömülmüştü. Diğerlerinin yüzünde gördüğüm korkuyu yok edecek bir gücüm yoktu. Mısır püskülü saçlı kızın evlendiği delikanlının yanında duran yaşlı adamın gençliği hıçkırıklarla kesilen sesiyle ona doğru uzatılmış silahla konuşuyordu. Diğeri başı önünde elindeki şapkanın uçlarını kıvırıyordu. Yaşlı adamın gençliği işaret etmek üzere yana dönüp parmağını kaldırdığında hemen rüyayı alıp hapsettim. O sırada yeri, göğü ve hatta panjurları titreten bir saat sesi duyuldu.

İki adam savaşın acılarını o sese gömdüler.

Ayşe Bayvas

Mart 2020

https://www.youtube.com/watch?v=rgdXpGN75Vk

Ayşe Didem Bayvas

Ayşe Didem Bayvas

Tüm Yazıları