FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

EYLÜL GÜNLERİNİ UNUTMAK

EYLÜL GÜNLERİNİ UNUTMAK

“Affetmek ve unutmak iyi insanların intikamıdır.”

Schiller

Arkadaşımın annesi sürekli geçmişi yaşıyordu. Organik bir rahatsızlığı yoktu ancak unutkanlığı had safhadaydı. Bu durum Alzheimer hastalığına işaret etmekteydi. Oldukça enerjikti. Kendisiyle ilgilenmemize mutlu oluyor çocuklar gibi seviniyordu. Sanki sürekli oyun oynar gibiydi.

Check up yaptırmaya karar vererek başkentin en iyi hastanesine gittik. Sonuçlar şaşırtıcıydı. Tahlil/tetkik değerleri normaldi. Anneye ilaç yazmadılar ve bizi psikiyatri servisine yönlendirdiler.

Hekimin ofisine gittiğimizde hastamız yine sakin bir durumdaydı. “Biz neden buraya geldik” sorusunu sorar gibi etrafına bakıyordu. Önce genel anlamda konuştuktan sonra yan odaya geçerek hastayla hekimi baş başa bıraktık. Yaklaşık 1 saat sonra anne yanımıza geldi. Bu kez biz hekimin odasına geçtik.

Hekim bize, “anneniz Alzheimer hastası fakat kendisi bu durumdan memnun görünüyor. Tedavi etmek yoluna gitmeyelim çünkü anneniz, geçmişte çok acı çektiği için artık hiçbir şey anımsamak istemiyor. Biz annenize geçmişi anımsatarak mutsuz etmeyelim. Ölünceye kadar bu durum böyle devam edecek.” demişti. Bu sözlere çok şaşırmıştık. Teşekkür ederek oradan ayrıldık.

Anne, çocuk parkına gidip oyun oynamak istiyordu. Kendisini kırmamak adına oraya da gittik. O, çocuklarla oynarken biz de boş bir banka oturarak kendi aramızda konuşmaya başladık. Arkadaşım anlatmaya başladı.

“Annem çok kötü bir evlilik yapmış. 15 yaşındayken kendisinden 13 yaş büyük bir erkeğe başlık parasına satmışlar. Babam inanılmaz derecede sadist biriydi.

Annemi dövüyor, aşağılıyor ve odaya kilitleyerek cezalandırıyormuş. İlk iki çocuğu erkek olmuş, sonrasında ben doğmuşum.

Yıllar geçip ağabeylerim büyüdüklerinde, babam annemi döverken onun karşısına dikilmişlerdi. Biri 8 diğeri 10 yaşında iki çocuk, babama geri adım attırmıştı. Babam erkek çocuklarını değil beni çok severdi. Hiç unutmam bir gün annem 3 çocuğunu alarak büyükanneme gitmek istemişti. Tam kapıdan çıkmak üzereyken babam beni kaparak annemle gitmeme engel olmuştu. Ben ağlamaya başladığımda annem boynunu bükerek çaresizlikle yeniden eve girmek zorunda kalmıştı.

Aradan uzun yıllar geçip de ağabeylerim liseye başladıklarında ülke genelinde yaşananlardan etkilenerek politize olmaya başladılar. Öğrenci olayları giderek büyümekteydi. Yaşam pahalılığı inanılır gibi değildi. Annem sadece 2 paket margarin (parası yetse bile fazlasını vermezlerdi) alabilmek için saatlerce kuyrukta beklemek zorunda kalıyordu. Gaz tüpü bulamıyorduk. Bulabilirsek bile paramız yetmediği için alamıyorduk.

Evimiz gecekonduydu ve küçücük bir bahçesi vardı. Annem pazar yerinden topladığı tahta kasaları kırarak ateş yakar ve yemeğimizi orada pişirirdi. Babam artık eve çok nadir geliyor, geldiğinde ise eve para bırakmıyordu. Annem veresiye ip alarak örgü örüp satmaya başlayınca elimize bir miktar para geçmeye başladı. Onunla çok acil gereksinmelerimizi karşılıyorduk. Önceliğimiz elektrik, su faturalarıydı.

Bir gece sabaha karşı evimize birileri gelerek ağabeylerimi aldılar. Annem onları  götürmelerine karşı çıktıysa da gücü yetmedi. Polisler evimizin tüm eşyalarını hallaç pamuğu gibi atıyor ve içlerinde bir şeyler arıyorlarsa da bulamıyorlar, hırslanıyorlardı. Bu kez ağabeylerimin ders kitaplarını delil olarak alıp götürdüler.

Herkes gidip ikimiz baş başa kaldığımızda annem hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bir tanıdık bularak çocuklarının akıbetini öğrenmek istiyordu. Babama haber versek bile ilgilenmeyecekti. Yakın komşularımızdan bir emekliye rica ederek iletişim kurmak yoluna gittik.

Tam 40 gün sonra ağabeylerim emniyetten cezaevine gönderilmişti. İki kardeşi ayırmışlardı. Doğal olarak annem haftanın iki günü ayrı ayrı ziyaretine gitmek zorundaydı. Hapishane ziyaretine eli boş gidemeyeceği için yiyecek/giyecek alıyor ama yol parası olmadığı için evden cezaevine yürümek zorunda kalıyordu. Eve döndüğünde beli/bacakları tutmaz inim inim inlerdi. Geceleri birbirimize sarılarak uyurduk.

Ben lise birde öğrenciyken annemin bir akrabasına aşık olmuştum. Annem bu duruma sıcak baktığı halde babam kesinlikle karşı çıkmıştı. Bir sabah annem beni uyandırarak elime küçük bir el çantası sıkıştırmış ve beni yüreğimin gittiği yere göndermişti.

Bu duruma babamın tepkisi korkunçtu. Kaçtığım erkeğin evine gidemezdik. Farklı farklı adreslerde kalmaya başladık. 18 yaşını dolduruncaya kadar kaçışlarımız sürdü. Sonunda nikâh işlemi yaptırdık ve eşimin dedesinin yanına tuvaleti dışarıda olan berbat bir gecekondu evine yerleştik.

Babamın baskıları tam gaz sürmekteydi. Eşimi işten attıracak kadar gücü vardı. Bir sabah işsiz kaldık. Bir kızımız bir de oğlumuz vardı. Açtık fakat açıkta değildik. Dede elinde ne varsa bize yediriyordu. Annem de bizden farklı durumda değildi. Ağabeylerim hapishaneden çıkmıştı fakat iş bulamamışlardı. Bir ekmeğimizi bölüşürdük.

Annem ev temizliğine giderdi. Çoğu zaman yevmiyesini vermezler ya da çok az bir ücret verirlerdi. Yine de birbirimize tutunarak umutsuzluktan umut yaratmaya çalışıyorduk.

Bir gün bir mucize gerçekleşti. Eşim kendi işini kurmaya karar vermişti. Çok para kazanacaktık. Sanayide küçük bir dükkân kiraladık. Sabah erkenden gidip dükkânı açıyordu. Ben de çocukları uyandırıp kahvaltı yaptıktan sonra çocuklarla işyerine gidiyordum.

Yıllar yılları kovalarken işimizi büyütmüştük. Artık oto tamir işi yapmıyorduk. İthalat ve ihracat işlerine başlamıştık. Çalışanların sayısı artmıştı ve bir de sekreter (!) alınmıştı. Her konuyu bana danışan eşim bu sekreter olayını danışmamıştı. Benim yorulmamı istemiyordu. Esasen amacının beni işyerinden uzak tutmak olduğunu çok sonradan öğrenecektim. Diğer kadın çalışanlarıyla aram iyiydi lakin bu sekreteri hiç sevmiyordum. Eşime de bu rahatsızlığımdan söz ettiğim halde duyarsız kalıyordu.

Bir karanlık güne uyandığımızda eşim telefon ederek eve geleceğini ve bir konuda konuşmak istediğini söyledi. Eve geldi. Kapıyı açtım, elinde bir demet kırmızı gül vardı. O gün benim için özel bir gün değildi. Bir anlam verememiştim.

Çocukları okula gönderdiğim için evde yalnızdım. Sanırım eşimin tercihi beni teke düşürmekti. Masaya oturduk. Eşim bana acilen boşanmamız gerektiğini söyledi. Sekreteri hamile kalmıştı.

O an dünya başıma yıkıldı. Üşüyordum. Bilirim bütün üşümeler psikolojiktir. Üzerime bir şal alarak evden çıktım.

Annemin evine nasıl, hangi araçla gittim hiç anımsamıyorum. Zile bastım ve orada yere çöktüm. Annem beni kaldırıp içeriye sürükledi. Birbirimize sarılarak ağlaştık.

O günden sonra bir daha da hiç ağlamadık.”

Züleyha Akın

Züleyha Akın

Tüm Yazıları