FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

FELLİNİ VE TATLI HAYAT

FELLİNİ VE TATLI HAYAT

Roma’ya giden ve Aşk Çeşmesi’ni gören sinemasever birinin Tatlı Hayat filmini ve Anita Elberg’i hatırlamaması mümkün değildir. Ben de oraya gittiğimde elimde Anita Ekberg’in çeşmenin sularına daldığı fotoğraf ile kendi fotoğrafımı çekmek için çok uğraştım. Fellini’nin yazının başlangıcında dediği gibi turistler çeşmenin etrafında fotoğraf çekebilmek için birbirleriyle yarışıyorlardı. Çeşmenin heykelleriyle, onların ne anlama geldiğiyle ilgilenen kişi sayısı o kadar azdı ki. Ben de dahil herkes orada bulunduğu anı kanıtlamak peşindeydi.

Biz yine Fellini ve Tatlı Hayat filmine dönelim isterseniz. 1960 yılında çekilen bu üç saatlik filmde İtalyan sosyetesi hakkında dergilere yazan bir gazeteci ve onları fotoğraflayan paparazzileri izliyoruz. Ama yönetmenin asıl amacı burjuvazinin ve soyluların yozlaşmışlığını anlatmaktır. İlk gösterimden sonra film Hristiyan Demokratlar’dan büyük tepki alır.

Film helikopterle taşınan bir İsa heykelinin Roma semalarında süzülüşüyle açılır. Zenginlerin partiden partiye koşan hayatları ile fakirlerin yaşamı arasındaki uçuruma vurgu yapar. Ana karakterimiz Marcello (Marcello Mastroianni) sosyeteden değildir ama onların arasına karışarak yaşamlarını yazarak para kazanır ve aslında ait olmadığı üst sınıfa atlamaya çalışmaktadır. Ama ideallerini yerine getiremediği için de mutsuz, kaybolmuş biridir. Nişanlısı Emma (Yvonne Furneaux) intihara meyillidir ve Marcello’yu onu yeteri kadar sevmemekle suçlar. Haksız da değildir, Marcello fırsat bulduğu anda başka kadınlarla birlikte olmaktan çekinmez. Babası zengin bol parasından yakınan Maddalena (Anouk Aimée) bunlardan biridir. Röportaj yapmak için havaalanında karşıladığı aktris Sylvia (Anita Ekberg) kur yaptığı başka bir kadındır. Sylvia ile bir partiye giderler orada erkek arkadaşı ile tartışan aktris Marcello ile partiden ayrılır. Bir Roma gecesinde caddelerde dolaşırlar.

Sylvia çıplak ayak dolaşmaya başlar ve filmin en meşhur sahnesini gerçekleştirir. Trevi Çeşmesi’nin (Aşk Çeşmesi) sularına giren sarışın güzel Sylvia bu sahnelerde tam bir arzu nesnesidir hem Marcello hem de seyirci için.

Fellini bu filmi için de şöyle der:

“Bu filmim sorulduğunda, psikiyatrik çağrışım metinlerindeki gibi cevaplıyorum: Anita Ekberg! Aradan neredeyse otuz yıl (şu an 64 yıl) geçmesine rağmen, filmin adı, kendisi için de benim için de Anita’dan ayrı düşünülemez. Dahası, iddia ediyorum, Ekberg etrafına fosfor saçar.”

Filmin o kadar çok anlatılacak sahnesi var ki. Marcello’nun nişanlısı ile birlikte haber yapmak üzere gittikleri varoşlarda, Bakire Meryem’in görüldüğü söylentisiyle yüzlerce insan toplanmıştır, tam bir karnaval havası hakimdir. Dini ritüeller Fellini için karnaval gibidir.

Filmin içine bir de mutsuz bir entelektüel (Steiner (Alain Cuny)) koymuştur Fellini. Marcello’nun arkadaşı olan bu karakter ona gazeteciliği bırakmasını ve kitabını bitirmesini öğütler. Karamsar ve mutsuz Steiner iki çocuğunun geleceğinden endişelidir ve sonuçta onları da kendini de öldürecektir. Tatlı Hayat’ın içinde trajediler de vardır. Filmin son sahneleri bize yozlaşmanın ayyuka çıktığını ve Maecello’nun da bundan nasibini aldığını gösterir.

Filmlerinde çok değişik tipler kullanan Fellini figüranları ve oyuncuları tek tek seçermiş. Cüceler, biçim bozukluğu olan kişiler, kocaman burunlular, aşırı şişman kadınlar, sarkık göbekli, sarkık göğüslü, iri kalçalı kadınlar vs. Kafasında canlandırdığı kişileri arayıp bulup filmlerinde oynatmıştır. Palyaço, sirk cambazı, fahişeler, deliler çok kullandığı tiplerdir.

Filmlerinin müziklerini Nino Rota yapmıştır ve bu müzikler zaman zaman Fellini karakterleri ile özdeşleşmiştir. Kıvrak ama hüzünlü müzikler filmler bittikten sonra da kulaklarımızda kalır.

Onun filmleri bütün popülerleşen imgelerine rağmen çözümlemeyi bekleyen metaforlar ve göndermelerle doludur. Özellikle cinsellik konusundaki imgeleri üzerine uzun uzun psikanalitik çözümlemeler yapılmıştır. Jung ve Freud’dan oldukça etkilenen Fellini onlar için şöyle der:

“Jung, hiç kuşku yok ki, yaratıcı hayal gücü yönünde geliştirmeleri gerektiğine inananlara daha yakın, daha dost biri. Freud teorileriyle bizi düşünmeye zorluyor, buna karşılık Jung hayal etmemize, hayal kurmamıza imkân tanıyor. Ruhumuzun karanlık labirentinde ilerlerken onun dikkatli ve koruyucu varlığını fark ettiğimizi seziyoruz.”

Fellini 1993 yılında 73 yaşında öldüğünde ardında 25 film, 50 civarı senaryo, beş Oscar heykeli ve sadece Amarcord filmi ile çeşitli festivallerden aldığı 13, diğerlerini sayamadığım pek çok ödül bıraktı ve tabii ki bir de film dili: “Fellinivari”

Neşe Ürel

Neşe Ürel

Tüm Yazıları