FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Feminist Mektuplar – KADINLARIN GÜCÜ

Feminist Mektuplar – KADINLARIN GÜCÜ

Sevgili Zehra,

Mektubunu okurken bir kez daha ne kadar üretken bir insan olduğunu ve bir yıla ne kadar çok şey sığdırdığını fark ettim. Hepsi de kadınların hayatına bir şekilde dokunabilen çok anlamlı işler. Ancak bunu başarabilmenin büyük oranda kendi hayatına ve seçimlerine sahip çıkmak ve bunu korumakla ilgili olduğunu da bir kez daha anladım ve seni takdir ettim. Bir hedef belirleyip buna göre bir yaşam kurmaya çalışmak, bu yoldaki engelleri bir şekilde atlatmak tabii ki büyük oranda insanın elinde ancak biraz da şans, hayatın beklenmeyen sürprizleri ve eldeki olanaklara da bağlı diye düşünüyorum.

Tabii bazen farklı kişilik özellikleri de burada belirleyici olabiliyor. Daha kararlı ve güçlü karakterler ya da daha yumuşak ve ‘’hayır’’ demekte zorlananlar var. Ayrıca yaşadığımız kültür içinde, ailede gördüklerimiz ve farkında olmadan içselleştirdiklerimiz bizim kendi hayatımıza sahip çıkmamızda engeller oluşturuyor. Hele kadınsak ve bizden beklenenleri, üzerimize yapıştırılan cinsiyet rollerini içselleştirmiş ve kabul etmişsek…

Bunları yazma nedenim bir süredir aniden yaşlanan akrabalar ve tabii 90 yaşındaki annemle ilgili sorumluluklarımın hayatıma yepyeni bir gündem olarak girmesi. Bu sorumlulukları bazen isteyerek, keyifle üstleniyorum tıpkı sana yazdığım ikinci mektupta söz ettiğim Mordoğan’daki buluşma gibi. Ancak bazen omuzlarımın kaldıramayacağı, kendimi çaresiz hissettiğim sorumluluklar da var ki bunlar üretkenliğimi, çalışmalarımı ve yaşamımı alt üst ediyor. Örneğin şu sıralar 84 yaşında yalnız kalan dayım, kendi başına bir yaşam sürdüremiyor, çünkü bunu bilmiyor. Hep bir kadının yanında olmasına, gündelik sorunları çözmesine alışmış;  işi dışında tek başına hayatta kalacak deneyimi olmamış. Çocuk gibi çaresiz, şaşkın onu terk eden kadının gelmesini bekliyor ve başka bir çözüm düşünemiyor. Oysa eşini kaybeden ya da boşanan kadınların sevdiğini kaybetmek dışında fazla sıkıntıları olmuyor ve hayatlarına bir şekilde, hatta mutsuz bir beraberlikse daha bile mutlu olarak devam edebiliyorlar. Çünkü, bu çoğunluğu beceriksiz, bakıma muhtaç erkeklerin sorumluluğu bitince kendilerine dönüp, eşe harcanan zamanı kendileri için kullanıp gerçek kişiliklerini buluyorlar. Ben kocası olmadığı için hayatını devam ettiremeyen hiçbir kadın görmedim. Kadınlar bir şekilde sosyalleşmeyi, hayatta kalabilmeyi, ruhsal ve fiziksel olarak dayanmayı iyi bilen güçlü bir cins. Oysa şu dayım, bir yumurta kırmayı, kulak pilini değiştirmeyi, kombiyi kullanmayı, ilaçlarını bile doğru dürüst almayı beceremediği için sudan çıkmış balık gibi. Her gün sokağa çıkıp yemeğini dışarıda yiyen, sıkıntıdan vapurlara binip, inmeden dolaşıp gazetesini orada okuyan saçma sapan bir hayat yaşamaya başladı ve bir süre sonra çaresizlikten beni arayıp çok sıkıldığını ve ne yapacağını bilemediğini ifade eder oldu. Temizlik sorunu, yemek sorunu bir şekilde çözülse de asıl sorun yalnız hiçbir şey yapamamak, en basit şeylerde bile bir kadına muhtaç olmak, hem fiziksel hem de duygusal olarak kendini çaresiz hissetmek. Tabii bu durum zaman içinde benim vaktimin çoğunu ona ayırıp, çözüm bulmaya çalışmama, ona yalnızlığını hissettirmemek için uğraşmama ve bu yüzden bir çok yazımı bitiremememe, dergiyi aksatmama, günlük sorumluluklarımı ve yaşamımı ertelememe neden olmaya başladı. Dayım önce oğlunu sonra eşini kaybettiği için benim merhamet duygularım ve vicdanım ailedeki erkek yeğenlerimden çok daha güçlü. Onlar ‘’boş ver çaresiz kalıp sürününce yardımcı kadın bulmak ya da huzurevi seçeneklerini kabul edecektir, sen telefonları filan açma’’ diye konuya bu denli soğukkanlı yaklaşırken ben aşırı empati kurup ‘’bu adam ne yapacak? ’’ kaygısından kendimi  paralar hale geldim. Sonuçta dayım ne yardımcı ne de huzur evi istiyor, sadece yengemden sonra tanıştığı kadının dönmesini bekliyor ve tabii bize de başka çözüm bırakmıyor. Yeterli maddi gücü olmasına ve her türlü olanağa rağmen bu durumda olması gerçekten eril sistemin erkekleri bir yandan toksikleştirip kadına her türlü zorbalığı yapmasına izin veren bir güç sağlarken, yan etki olarak da aşırı güçsüzleştirip asla yalnız yaşayamamalarına neden oluyor. Onca sorumluluğu taşıyan kadın ise yalnız kalınca son derece güçlü ve dayanıklı. Hayatını idame ettirebiliyor; başka kadınlardan destek alabiliyor; sosyalleşiyor, ileri yaşlarda farklı hobiler hatta kariyer olanakları elde edebiliyor. Oysa boşanan erkek zaten çoğu zaman yedeğini bulmuş oluyor. Tabii her zaman istisnalar var. Norbert gibi, yeni kuşak gençler gibi ama bunlar dayımın, babamın kuşağı için çok zor rastlanan örnekler.

Ben babamı da bardağına su bile koyamayan, elinden hiçbir şey gelmeyen bir erkek olarak hatırlıyorum. Annem tüm sorumluluğu aldığı için o da çalışıp para kazanma rolünde kalmıştı. Annem sadece bir defa düdüklünün altını kapatmasını rica edip benimle sokağa çıkmak zorunda kalınca eve geldiğimizde mutfak tavanının Damlataş Mağarası gibi mercimekten sarkıtlarla kaplı olduğunu gördük. O görüntüyü ömür boyu unutamadım. Annem bana dönüp, ‘’neden babanı mutfağa sokmadığımı anladın mı’’? demişti.

Ben çocukluğumda annemin kendi hayatını feda ederek ölünceye kadar babaanneme de nasıl merhametle baktığını, bizi babamla tatile gönderip kendi hastanede aylarca kalarak ona refakat ettiğini, gerektiğinde ailedeki diğer yaşlılarla da ilgilendiğini ve bu nedenle çok takdir edildiğini görerek büyüdüm. Bir kadın tutulabilirdi belki ama bu çok ayıp gibiydi o yıllarda ya da yoktu. Gelinler ve oğullar annelerine bakmak zorundaydılar. Kentsoylu sayılabilecek bir aile olmamıza karşın büyüklere bakmak bir kural gibiydi. Bu ‘’merhamet’’ duygusunu annemi model alarak ne kadar içselleştirmiş olduğumu şimdi fark ediyorum ve çok zorlanıyorum. Ama bir yandan da komşular ‘’kayınvalidesine en iyi bakan gelin’’ diye annemi sürekli takdir ederlerken ben anneme ‘’ama babaannem sana kötü davranıyor neden bu kadar iyisin?’’diye kızdığımı hatırlıyorum. 

Seninle whatsapp mesajlarında bu sorunu paylaştığımda gerçekten çok şaşırıyor ve sinirleniyorsun. Son konuşmamızda ‘’ailede tek merhametli, sorumlu ben miyim? Diye kendi kendime sorduğumda mektuba bu soruyla başlamamı önerdin. Ben de düşünüp kadın davranışlarının ne kadar performatif /anneden öğrenilen ve içselleştirilmiş olduğu gerçeğini bir kez daha fark ettim. Yazarak yaşadıklarımıza biraz daha farklı mesafelerden bakabiliyoruz bu nedenle de mektubumda bu konuyu seninle paylaşmak istedim. Çünkü biliyorum ki aslında bu sadece benim sorunum değil, ataerkil sistem ailenin yaşlılarına bakma işini de kadınlara bırakmış. Özellikle bizim gibi toplumlarda huzur evi seçeneği hala çok olumsuz görülüyor. Nüfusumuz yaşlanınca da geçmişe göre sorunlar çok daha fazlalaştı çünkü artık daha fazla çalışan, toplumsal üretime katkıda bulunan, birey olmaya çalışan kadın var. Ancak sosyal devlet olmayınca her sorunun çözümü kadın emeğiyle çözülmeye çalışılıyor. Maddi gücü olanlar evlerinde kadın tutarak, olmayanlar ise evdeki kadına bu işi yükleyerek sorunu çözmeye çalışıyor. Gündüz yaşlı bakımevi seçeneği hiç yok gibi. Daha iyi koşullarda huzurevleriyse çok az. Çok pahalı ya da kısmen ucuz ama kötü seçenekler var ve tabii ki sayıca nüfusa göre çok çok az. Almanya’da yaşayan kuzenim orada sadece sohbet etmek ve yaşlıyla vakit geçirmek için eskort gibi kültürlü, her konudan konuşabilen çalışanlar olduğunu, çoğu kişinin bu yolla para kazandığını söyledi. Çok şaşırdım. Umarım bir gün bizde de böyle bir alternatif olur.

Yeni yıla yaş ortalaması 88 olan üç yaşlıyla girince ve kendimi bu sorunlarla kuşatılmış bulunca tek bir şey temenni ettim. Çok yaşlanmamak ya da birilerine bu yaşadıklarımı yaşatmamak için doğru bir zamanda bu dünyayı terk etmek…

Ama şimdi henüz yapacaklarım var ve artık biraz güzel şeylerden bahsederek mektubumu tamamlamak istiyorum. 2022 muhasebesini yaparken yaptığım en iyi şey gerçekten de senin söylediğin gibi genç bir ekiple dergiyi dijital ortama taşımak oldu. Hepimizin özellikle üretim süreçlerinde her kuşaktan birlikte çalışacakları kişiler olmalı. Özellikle gençler yeni ve farklı vizyonlarıyla hayatımıza bambaşka boyutlar katıyor ve sürekli bizi de güncelliyorlar. Ben de 27 yaşından 74 yaşına kadar her kuşaktan kadınla bu dergiyi çıkarttığım için çok mutluyum. Ama gençler olmasaydı dijitalleşme süreci asla olamayacaktı ve dergimiz bu kadar okura ulaşmayacaktı. Ben editör olarak başından beri derginin içeriğinde düzenli yer vermeye çalıştığımız toplumsal cinsiyet meselesine odaklanırken diğer yandan da üretim sürecinde hiçbir hierarşik ilişki olmaksızın herkesin eşit inisiyatif aldığı bir yapı kurmaya çalışıyorum. Gençlerden gelen tüm önerilere kendimi açarak dergiyi onların geleceğe taşıması için motive ediyorum. Bu nedenle de çok keyifle üretilen bir dergimiz oldu. TEB Oyun Dergisi için yeni yılda çok daha güzel planlarımız, dergi şemsiyesi altında podcast, video, canlı söyleşiler vb. yayınlayacağımız başka hayallerimiz de var. Umarım bunların bir kısmını 2023’te gerçekleştirebiliriz.

Mektubumu burada bitirirken hayal ettiğin ve şimdilik çekmecede duran çalışmalarının bu yıl içinde gerçekleşmesini ve kendini hem duygusal hem de fiziksel olarak güçlendirecek her tür desteğin seninle olmasını diliyorum.

Sevgiyle, güçle ve umutla kal.

Tijen Savaşkan

Tijen Savaşkan

Tüm Yazıları