Filmin Atılan Sahnesi

“Özel efektlerin en kıskandığı metrestir şiir.”

Gülçin Sahilli

Onu ilk nerede gördüğümü hatırlamıyorum.

Sanırım onu hiç görmedim.

Gümüş saçlarını, kederin öfkeyle harmanından doğmuş bakışlarını, yüzünün çizgilerinde beş yüz sayfalık bir kitap saklandığını görmedim.

Kalbini gördüm ama… Oysa kimse kimsenin kalbini göremez derler. Öylece avcuma bırakıp onu benim hatırıma iki mevsim sakla demişti. Kaç saat seyirdi parmaklarımın arasında görmedim. Savaştan döndüğünde eline bir röprodüksiyonunu verip hadiseyi gizledim.

Ünlem işaretinin yanında bekliyordu, elinde eski kaos gazetesi bilinen en ünlü şair postası. Şairler de dizeleri görmez. Düz haliyle okursan dizeler karanlıkta yanar. Özel efektlerin en kıskandığı metrestir şiir.

Onu hiç Beşiktaş iskelesinde görmedim. Belki de vapura Konak’tan bindiğimden.  Hiçbir martıyla hasbihalini de kurgulamadım. Sanırım kendinden başka beyaz sevmediğinden.

Aklın negatiflerini bulmak için çıkılmış bir yolculukta arananın film değil roman olduğunu anlamıştım. Ben hiç infial görmedim bu aşkta. Bir de siz inceleyin hocam var mı Adem’in kanatlarından araklama.

Hiç unutmam içimde metafor azmiyle çalmıştım kapısını. Kadim anlatıyla ilgili dokunduk birbirimize. Diğer erkek ve kadınların bin yıllardır çözemediğini bir analog çığlık arasında çözeriz ümidiyle hazzı göremedik.

Suflörün samimiyetinden şüphe etmemeye söz vererek dinledik yaratılışı. Masadan ilk kalkandın. Sözün büründüğü tüm kılıfları soymaya gittin. Anlatıcı da seni çıplak görmedi.

Aynıydık da mı ayrıydık biz. Benzeyenin çaresizliği miydik. Kaç birbirimiz çıkardı kapağın altından akşam yemeklerine birlikte otursaydık. Yazık ki görüntü yönetmeni tencerenin açısını beğenmedi.

Hep soru sorduğumu söylerdin. Hiç cevap vermeden. Öyleyse neden neden neden??? Kapı arkalarına yerleşti soru cümleleri. Montajda verevine kestirdin.

Bunun gerçeklikle ilgisi yoktu. Duyguların da gerçeklikle ilgisi yoktur. Çünkü gerçekle ilgilenmeyecek kadar yüksektedirler. Duvar altyazıyı görmez. Mahvedici bir ikilem. Önlere doğru ilerleyin kumrular.

Adamların, kadınlara; kadınların kedilere; kedilerin serçelere dönüştüğü bir eylül sokağındayız. Beni yakındaki yüksek zemin bir eve götürsen hemen perde dikmeye başlardım. Ama sen dikiş bildiğimi de görmedin.

Sevişmenin ve şiddetin eser miktarda geçtiği suarelerin renksizliğiydin. Uzun sıfatlar, ince tamlamalar, kapalı tabelası boynuna asılı yolların gişe hasılatıydın. Bir boy büyük meme menüsü uğruna zor bulunan bir kitabı sahafta beklettin.

Adını vermediler. Bir cüzdana giydiriverin. Uykusuzluk problemini kuşkusuzlukla değiştirin, biraz da onun alt katları yıpransın. Kaç doz yıldız alıyorum ben gün battı mı kimselerin haberi yok.

Ayırdına 720p bir çağdık dublaj tanrısı. Kapanıp açıldık birbirimizin kibir ekseninde. Ben kırmızı saçıldım. Siyahın tonunu yeni format görmedi.

Yirminci yüzyılın son büyük hitlerinden ikisiydik. Birleşip bir olmadık yan çekimli fotoğraflarda. Rabarba yükseldi. Netlik kayboldu. Görüş mesafesi görüşüldü. İkimizi sonraki sahnede öldürdüler.

Asıl keşfettiğimiz nokta virgülünkiydi. Orada uzun cümlelerimizin kuyrukları birbirini öperken anımsadım seni nerede gördüğümü. Bir şiirin içinde uyuyordun. Kanatlarını parlatıp çekildim.

Benzersiz yansımalar çatısında ete kemiğe bürünmüştün. Şiirden doğma, şairden olma gövden gala gecesi azat edilmeyi bekliyordu. Alnımı ilk fragmanda gördün. Artık ikimiz de içilebilecek sıcaklıktaydık.

Küçük sevinçler geçici, büyük sevinçler imkansızdı. Gerçeklerde altın oran aranmıyordu o yıllarda. Son jenerikte adım yoktu. Sıradaki yalanları senin sesinden dinleyelim.

İki şehir arası dinmeyen alan derinliği. Barok açılardan sükûnet bekledik. Aksiyon alamamanın çaresizliği. Bir bitmedi be sevgili mevzunun Oscar beklentisi.

Gelsin bakalım şiirsel gerçeklik. Daha bu aşkın uzun metraj olanını çekeceğiz. İkinci sezonda esas kızın kulisine çayırları yazalım.

Her sahnenin elzem, her repliğin mecburi olduğuna inandığımız hiç ödüllü bir aşk filminin mükemmele yakın aktörü sizi ve papatyanın dublörünü yazı tura ilan ediyorum. Geleni öpebilirsiniz.

Yazar: Gülçin Sahilli