FOSFORLU’NUN HERGELESİ

Gülçin Sahilli

Sizin siyah bir hokkabaz olma ihtimaliniz var… Anımsadınız mı? Pes okunmayan tek bemolün altında tanışmıştık. Daha doğrusu siz sesinizi gözüme soktunuz! Makamına uygun ağlamayı sayenizde öğrendim. Bir de göz yaşlarının yanakta süzülürken çığlık attıklarını…

Benim her yerlerimde ellenmemiş güller vardı o vakitler. Dikenlerimi besliyordu sol anahtarınız. Siz ise tan saati kapısız bir duvarda kilit arıyordunuz. Fırında kuruyup kararmış kemikleri dişlemekti taliminiz çeyrek asırdır!!! Benim La size hafifmeşrep, çok çekişmeli, beyaz pudralı geldi kuşkusuz. Oysa bizzat kendiniz sek dikilen taşralı bir hergeleydiniz…

Sevginiz yarım arşın, söylemek zorundayım. Bu sevi derecesinde diyez kulaç atılmaz. Kahvenin sadesi kabul görmez bir kasabada eriştim. Erişime açık değilim yazık ki bu sebepten. O zaman bir ihtimal bu gelen şarkı ben olabilirim. Şiirde dişi akrobat tesellisi!

Rüyaları kurallarınız bölerken soprano çocuklar doğurdum bahçenizde koşmaya. Güftesi sevgili sözcüğünden kaçmanızla ilgili düzenlenmiş bir hayat şarkısıydım. Siz o kaçak dövüşen gündüz zamparasıydınız…

Ay ışığı serenadının ve aşkın yerine konmaya çalışılan dil bilgisel komedi işler; adı güzel olan ne varsa mesai kaygısıyla sırt döndünüz. Gövdemde dolce kadifeler asılıydı; sarınmak yerine eşiğe gül bırakıp ‘akşam zindanınıza’ döndünüz! Pranganıza tutkun; kanatlarınıza düşmandınız! Siz nasıl da kibar bir korkaktınız; yavru kuşların kafesini bahane eden…

Kalbinizi nev baştan aranje etmekti hadise, sonuç ezgide değildi yok yaman bir kalbe neyi baştan çizebilirdim. Mevsimsiz bir rapsodiydik köyden kente öpüşürken. Sizdiniz evet evet, kalbinizden daha hiç olandınız…

İntikamın sıra arkadaşı sayıldığı bir okul gününde yüzünüzün yerinde dolendo yükseldi. Küfürleriniz kafir dilinizde alçalıp çatallaştı. Mahlep karıştı saygınlığınıza, itibarın kabuklu çerezden sayılıp dışlandığı konser salonlarıydık halının üzerinde saltolu sevişirken, dudaklarımın kırmızısını siz çaldınız.

Sanırım gözlerinizin akustiğinde eski mabetlerin huzurunu nafile bekledim. Ahmakça inandım bir baritonun bas olup yara öpebileceğine. Tünelin uzun ışıklarından indim, tek mum titremesine razıydım sizden gelen, gece desem sizden beyazdı, öyle imkansız.

Tercih listesinde primadonnayı en sona yazan bir sohbet nefretlinin erken emekli mektubuydunuz. Telefonda sarılırsak sanki üstünüze yıkılacaktı nikah daireleri. Alyansın gölgesi vardı sizin için kısa mesajlarda. Kadın korkusu yaşayan erkeklerin iktidarsız kralı, çok yaşayınız! Siz kraliçeyi taşlatan alçaktınız değil mi?

Ne nefis bir kuartettik. Dördümüz de birbirine yasaklı. Dur işaretinin altında dallarıma su yürümüştü; gül sömürüsü! Siz bütün heybetinizle son yaprağım düşene dek, yağmur bulutum olmaya yemin etmiştiniz horoz zamanıydı.

Kötü bir öpüşmeden daha dönmüştünüz. Size öpüşmekle yemek yemek arasında farkı bir oda dolusu kadın öğretmen farklı dinlerde anlatamadık. Bir de naneli şekerin, nefes kesen melodisini…

Açardım bende içimi siz bir gitarla eski ırmağa açılmasaydınız. Yaşamak, bin parça yaşamak şimdi iki şehrin denizi tuz oranı yüzünden kavgalıyken. Zaman sınıfları başladı az yaşamışlara, ek mutlu günler tedarik edilecek son konçertoda, alkışları size tuttum. Dumanların içinde tekinsiz bir kedi sürüsü gibi sustum.

Yaprakları süpürülmemiş eylül, yağmur görmemiş bulut, uğur böceksiz çayırlar, caz makamı sayıklamalar, kayıplar, ayıplar, günahsız günahlılar, bir gün bütün o kuşe sayfalar size ucuz gelecek.

Ben bu satırların hepsini bir rüyadan akarken doldurdum.

Yazar: Gülçin Sahilli