FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

GÖKKUŞAĞI ASLINDA TAM BİR DAİREDİR.

GÖKKUŞAĞI ASLINDA TAM BİR DAİREDİR.

Güneşin zaman zaman yüzünü gösterdiği yağmurlu günlerde ya da yağmur sonrası beliriverir gökkuşakları, bazen ikili olur daha da şaşırtır. Gün ortasında gökkuşağı görme şansımız yoktur. Zira gökkuşağı, arkamızda yer alan güneşin ışıklarının milyonlarca su damlasına çarpıp kırılarak  gözümüze ulaşmasıyla oluşan ışık tayfıdır. Aslında adı gibi tam bir kuşaktır ancak biz olduğumuz yerden onu bir kemer olarak görürüz. Onu tam daire olarak yakalamak için bizim de havada olmamız gerekir. Bu şansa daha çok pilotlar sahip olduğu için “pilot sefası” denmekteymiş. Birçok tam daire gökkuşağı fotoğrafı var uçaklardan çekilen. Paylaştığım, bunların sonuncularından olan fotoğraf ise gerçekten müthiş.

 

Bu harika fotoğrafın,  bana bu uzunca girişi yaptırma nedeni sadece güzelliği değil, söylediği. Gerçeğin gördüklerimizden farklı olduğunu, olabileceğini gösteriyor bize. Ve konumuz: Çevre!  Çevremizi oluşturan doğa! Yeryüzüyle, yeraltıyla, atmosferiyle… Kara parçalarıyla, deniz ve okyanuslarıyla. Yeryüzünde, yer altında, denizlerde, okyanuslarda yaşayan tüm canlılarıyla, göklerinde uçanlarla, havası ve sularıyla… Kuzey ve güney yarım küresiyle, kutuplarıyla, değişen  mevsimlerin o müthiş dengesiyle,  bize sunduğu ancak her geçen gün hunharca tükettiğimiz kaynaklarıyla. Dünyamız!

 

GÖZLERİMİZ YANILABİLİR, DOĞAYI ve ÇEVREYİ

KALBİMİZLE, AKLIMIZLA ve BİLİMLE  ALGILAMALIYIZ

 

Evet, doğada gözlerimiz yanılabilir. Hele mevsim bahar ya da erken yaz ise… Tabiat coşmuşken, otlar ve çiçekler o muhteşem kokularıyla başımızı döndürürken, meyve ve sebze bollaşırken… gittikçe yok oluşa doğru giden bir dünyada yaşadığımıza inanmak ne kadar zor!

 

Önümüzde masmavi deniz pırıl pırıl parlarken, yakında kulaçlayacağım, şifa kaynağı bu denizden gelen esinti ve dalga sesi ruhumuza huzur verirken… ben desem ki sizlere; denizlerdeki mikro plastiklerin kalp ve beyin bariyerini geçtiği tespit edilmiş! Ne kadar üzücü bir gerçek değil mi? Ne yapacağız şimdi, denize mi girmeyelim? Ben kendi adıma denizden vazgeçemem. Umarım yaşamım boyunca da vazgeçmek zorunda kalmam. Ancak hiç bir şey yokmuş gibi bu bilgiyi de yok sayamam. Mesela, ne oldu Marmara’nın müsilaj sorunu, püf, diye bitti mi? Kimimiz dip tortusu olarak sürdüğünü biliyoruz, yine de Marmara balıklarını tüketmeye devam ediyoruz. Soframıza gelen birçok kırmızı ve beyaz etin antibiyotikli ve hormonlu olduğunu bildiğimiz gibi… Soframıza gelen bir çok sebze meyvede tarım zehirleri, peptisitler olduğunu bildiğimiz gibi.. Elimizden geldiğince çare üretiyor, üretimini görmediklerimizi karbonatlı suya, üretimi görüp kimyasal olmadığını düşündüklerimizi sirkeli suya koyup bekletip öyle tüketiyoruz. En yararlı vitamin ve minerallerin kabuklarında olduğunu bildiğimiz halde kalın kalın soyuyoruz.  Çünkü insanız, çünkü yaşamak için yemek zorundayız. Üstelik dünyanın kimi bölgelerinde açlık sorunu olduğunu biliyor ve bulduğumuz bu nimetleri şükrederek tüketiyoruz. 

 

Çevre sorunlarına duyarlıysak belki çöplerimizi ayrıştırıyoruz. Varsın sistem bizim özenle ayrıştırdığımız çöpleri değerlendirmesin. Kaçımız biliyor, pillerin, floresanların, led lambaların, elektronik atıkların, cıvalı termometrelerin hatta sigara izmaritlerinin doğayı kirletip zehirleyeceği için atılmaması gerektiğini? Diyelim ki, biliyor ve atık depolarına üşenmeyip götürüyoruz, ondan sonra ne olduğuyla ilgileniyor muyuz, denetliyor muyuz? Üstelik son yıllarda çarşaf çarşaf medyada ülkemize ithal edilen çöp haberleri varken insanlara evindeki çöpleri şöyle şöyle ayrıştırmalısın, hatta kompost bile yapmalısın demek ne kadar etkili? 

 

Diyelim ki, kalbimizin sesini dinledik, aklımıza kulak verdik, bilinçli olmaya gayret ettik, evimize kadar gelen temiz suyun değerini bildik. Dişlerimizi fırçalarken, elimizi yıkarken suyu boşa akıtmadık! Yaşadığımız pandemide 20 saniye el yıkanması gerektiği, ama suyun boşa akıtılmaması gerektiği kamu spotlarıyla tekrar tekrar verildi. Yapıyor muyuz? Ya da, boşa akıtılan veya sanayi atıklarıyla kirletilen sularımız, HES’lere kurban edilen nehirlerimiz, kuruyan- kurutulan göllerimiz aklımıza geliyor ve “bir tek benim çabam neye yarayacak ki” diye mi düşünüyoruz?

 

5 Haziran Dünya Çevre Günü üzerine bir yazı yazmak için oturdum ve inanın nereden başlayacağımı bilemedim. Uzun bir yazı olacağından iki ayrı yazı haline getirdim. Buraya kadar okuduysanız diğer yazıyı da, sabrınıza ve dikkatinize sunarım. Bu sayımız yaz sayısı yani üç ay boyunca parça parça okuyabilir, bu konuda başka kaynaklara ulaşabilir ve harekete geçebilirsiniz. Umarım, 2023 iklim ve çevre krizi açısından bir uyanış yılı olur ve daha detaylı bilgilenerek sorunun bütünlüğünü algılar ve çevre için, dünyamız için el ele verip bir kuşak oluştururuz.




Birnur Akan

Birnur Akan

Tüm Yazıları