FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

İNSANI EYLEME GEÇİREN UMUT DEĞİL UMUTSUZLUKTUR.

İNSANI EYLEME GEÇİREN UMUT DEĞİL UMUTSUZLUKTUR.

Umudu yaşatan korkulardır.

Geleceğin ışığına duyulan inanç umut tarafından beslenebilir, ama o inancı yaşatan, geleceğin karanlığına karşı duyduğumuz korkudur.

Varoluş nedenini bir türlü çözemeyen insan, eril düşüncenin her yönden beslediği dini avunma ile, mutlak ahlak ve hesaplaşmadığı zamanın gölgesinde huzurla uyurdu.

Mutlaksızlık, içimizdeki derin korkunun ağır taşıdır. Zaman zaman sırtımızda zaman zaman güçlü kollarımızla tepeye ulaştığını sandığımız. Umudun karanlık yüzü, orada en çıplak gülüşüyle bakar bize. Kütle yasasını, sürtünmeyi, çekim ve itimin gücünü bilmemize ve zamanın bakış açımızı belirleyen yerde dans ettiğini anlamamıza rağmen, gönlümüzün kaz ayakları, bağıra bağıra yaklaşır bize, bir yabancıyı sokmuştur kör korkumuz gerçekliğin bahçesine: Umutsuzluk

Umut yalanın en çekici dondurmasıdır. Her mevsim avutur bizi. Alışkanlığı gizlidir.

En büyük korkumuzun korkularımızla yüzleşmek olduğunu bile bile kaçarız korkulardan, umudu onun yerine göndeririz. Neden?

Ölüm korkusundan daha derin çok daha derin, varoluşumuzu bilememe korkusu bu. O derin korku aynı zamanda her şeyi yapmakta bizi özgür kılar. 

Eylemsizliğin korkutuculuğunun yerine, bizi olmadık eylemlere davet eden umudumuzu koyduğumuzda, tepeden tırnağa bir serinlik sarar içimizi. Yalanın sağladığı güven kadar göz kamaştırıcı bir teselli olamaz. Umut yalanı besler farkına varmadan çoğu zaman. Gerçeğin önündeki en ince tül perdesidir. Hele kör inanca da sarılınca, umudu kırmak, umutsuzluğu kırmaktan daha zordur.

Yangın bütün hızıyla evimize doğru yayılmaktadır ama biz yine de yangının bize varmadan bir yerlerde duracağını umut ederiz. Bu bizi umudun aptallaştırdığı eylemsizliğe doğru iter. İnsanı eyleme geçirenin umut değil, umutsuzluk olduğunu keşfetmemişizdir henüz. 

Umudun aptal kazmasıyla en olmadık insanlarda aradığımız ışık aslında yoktur. Aradığımızın varlığı değil, var olduğu düşüncesi avutur ışığı özleyeni. Ama sadece avutur. Yol karanlığa çıkabilir çoğu zaman. Umut bu konuda en asil duruşuyla ışık tutar bize. İlerde bir halt yoktur ama biz dünyanın en büyük madenini hayal ederek ilerleriz, karanlıkta kaybolana kadar.

Yüksek umutları gerçekleşmemiş ve umudunu yitirmiş bir salağın bilinçsiz ve kendini sürekli haklı gören vahşetiyle kendimizi kanla kandırıyoruz belki de asırlar boyu. En kanlı oyunlar, en çok umut edenlerin eseridir çünkü.

Umutsuzluğun gerçekliğine inanmamak, bizi umutlu bir salak yapar o kadar. Umut bir eyleme dönüşemez, edilgendir. Umudu için mücadele eden insan farkında olmadan, umutsuzluğuyla mücadele etmektedir aslında. Umut ufuktadır ama görünmez. Görünmez çünkü umut edilen, görülebilse umuda ihtiyaç yoktur. 

Yokluğun inkarıdır çoğu zaman umut. Yokluğun gerçekliğini bilmek, o onurlu umutsuzluk yaşatır bizi. Kapıları çalarken hayal etmeyiz. Bu boş tutmak değildir beklentilerimizi, bu beklentilerimizi kandırmamaktır. Beklentisizliğin hafifliği yaşatır insanı. İşte bilimsel kuşkuculuk orada doğar. Umutla gözünü körelten ölümü unutur, yaşamanın, dirimin gelişme olduğunu bilmez, anlamaz. Delikleri olmayan gömleğine durmadan düğme diker.

Umudun aptal şemsiyesi bizi zaman zaman güneşten korur ama güneşin yakıcılığını yok edemez. Umut saf bir çabadır, iyiliğin ebleh yüzüyle sırıtan. Her doğan çocuğun bir umut olduğuna inandığımız kadar, umutsuzluk olduğunu da göremezsek, baba katillerini anlayamayız.

Sonsuzluğun yokluğu korkusu bizi eyleme çağırır. Durum umutsuzdur çünkü.

O nedenle hoca daha yüksek sesle bağırır camiden semaya, daha çok para biriktirir daha sık sevişiriz. Ölümü durdurma umudu insanı yakar geçer. Durmadan tatminlerimizi yücelterek, zamanla oyalanırız. Tükeneceğimiz günü hep erteleyerek aslında ölmeyecekmişiz gibi yaşarız. Ölmeme umududur bizi delirten. Öldükten sonra yeryüzüne yazılacak bir ismimizin umudu.

Mutlaksız bir ya da birçok evrende kaybolan zamanımızı bulabileceğimiz bir yerin var olduğu umudu.

Ömrümüz bir korkudur, doğduğumuz anın ilk çığlığı ile başlayan.

Tek bir anınızı umudun karnaval maskesine vermeyin. Korkuyu acıya çevirirsiniz. Taşı bir daha omzunuza alamazsınız.

Salıncakta sallanın yüreğinizi umutsuzluğa bırakarak.

Dünyada umut edilecek pek bir şey de kalmamıştır üstelik.

Yelda Karataş

Yelda Karataş

Tüm Yazıları