FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

İNSANLIĞIN ANADİLİ; SEVGİ

İNSANLIĞIN ANADİLİ; SEVGİ

Tek bir anadil olacak: Sevgi

‘ Eski materyalizmin bakış açısı burjuva toplumdur, yeni materyalizmin ise insan toplumu ya da toplumsallaşmış insanlıktır.’

Karl Marks / Feuerbach Üzerine Tezler

Bütün diller eşit haklara sahiptir. Susturulamaz.

Sustuğunda da konuşur dil. Bu belki de en ağır konuşmasıdır…

Çünkü düşüncenin kendisidir dil!

Bir gün gelir bir dil, ezilmişliğin yok sayılmanın karşına dikilir onurlu bir gül gibi.

Dil eşitliğini talep eder ki özgür olsun. Kardeşçe yaşasın bütün dillerle…

Özgürlük yalnızca ‘ben’e ait bir şey değildir. Ben tarafından istenir, talep edilir. Ama talep eden bilinç, yani ‘ben’, toplumsal bilince aittir…

Bu bilinç, tarihsel süreçle sıkı sıkıya bağlıdır.

Dil, bazen, farklı ruhsal yapıların aynı toprakta birlik olmalarının sesidir.

Farklı diller, ortak toprağı parçalamaz, bütünler. Zenginleştirir, geliştirir, birleştirir…

Saf özgürlük gibi, saf bir dil yoktur yeryüzünde… Sadece gelişmeyen, ama zenginliklerini koruyan diller vardır. Dil, canlının bilincini oluşturan tarihsel sürecin öz göstergesidir.

Kendinden başka dilleri küçümseme, ‘popüler’ diller karşısında saldırgan bir üslupla kendini üstün görme ve aynı toprakta yaşayan, gelişen bir başka dili yok sayma, dil kırımdır!

Dil kırım, bir insanlık suçudur.

Dil, felsefe, düşünce ve siyasi görüş taşır. Değeri sadece kullanım değeriyle değil, değişim değeriyle de açıklanır.

Bir dilin kelimeleri, diğer dillerin kelimeleriyle değişime girdiğinde; anlamın göstergesi ve değişim zenginliği kadar konuşur, yazar ve yaşar dünyanın bütün dillerinde bir dil.

Belki de Dil Tarihi – türkülerin, şiirlerin… tarihi-, Resmi Tarih’in karşısında tek güvenilir sesli ve yazılı belgedir.

Yazılı, yazısız her sözde tarafsızdır dil; bir başka dile çevirdiğinizde, o dilin kültürüyle yüzleşir ve kültürel değerini gösterir size. İnsanın ruhsal değeriyle dilleşirsiniz o zaman, o en eski destanlarda!

Bazen iki ırmak arasında akar bir dil, bin yıllık taşların yüzüne kazınmış toplumsal coşkularından beslenerek.

Irmak denize kavuşmak için akar… Yoksa kurur denizler!

Her anadil kutsaldır.

Babamızın da emdiği sütü taşır çünkü…

Her dilde söylemi farklıdır aşk’ın. Çünkü aşk, her dilde ayrı tarihsel ve evrensel bir coşku ve anlam taşır. Seviyorum sözünün çağlar boyu yinelenmesi bu farklılığındandır.

Bu farklılığın doğru anlatımıdır onu evrensel yapan…

Sevgiyi parçalayan ve onun değerini metanın değişim değeriyle bir gören modern insan, kendi dilinden başka bütün dillerin değerini ve saygınlığını unuttu. Köpeğinkini, balinanınkini aşağıladı. Yetinmedi, neredeyse her ulus kendi dilinden başka bütün dilleri yetersiz ve yok saydı.

Kendi dil söylemini, ayni ve arî sayan bir ulus, objektif bakamaz hiçbir tarihe ve dile…

Dilinde, iktisat, yurt, tarih ve ruhsal birlikteliğin anlamını çarpıtmıştır çünkü.

Ulus devletleri, tarihsel gelişimin bir biçimi olduğu bilincinden soyutlayarak, burjuva iktidarının dilini değişmez ve kutsal sayıyor demektir…

Oysa aidiyet sözcüğünün olmadığı diller vardır. ‘Anne’ diye, tek bir kişiye değil, bir klana seslenen diller vardır… Ötesi, sadece doğurana değil, emek verene de ‘anne’ diyen başka diller!

Yeni, gelenekle iç içedir dilde. Tanışarak büyür bir dil, her dille ve her dilde…

Bir gün bütün dillerin bayraklarını birleştiren bayraksız bir dil bulacağız.

Bütün ulusların ulus olduğunu unuttuğu, insanın bütün kimliklerinden sıyrılıp, çırılçıplak bir canlı olduğu ve bu tarih öncesi çağa hüzünle baktığı, kimsenin kimseyi sömürmediği bir ülkede buluşacağız…

O zaman diller dillere karışacak, insan insana.

Tek bir Anadil olacak: Sevgi.

Kırımsız ve kıyımsız bir alfabeyle yazacağız işte o gün.

Yelda Karataş

Yelda Karataş

Tüm Yazıları