FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

İtalya ve Ferzan Özpetek

İtalya ve Ferzan Özpetek

Kasım ayında yaptığım İtalya yolculuğu bana orada çekilen pek çok filmi ve ünlü yönetmenlerini anımsattı. Filmlerde gördüğüm mekanlar, meydanlar değişik duygularla dolmama neden oldu. San Marco Meydanı (Venedik), İspanyol Merdivenleri (Roma), Aşk Çeşmesi (Roma), Pompei (Napoli) gibi mekanlarda dolaşırken o filmlerin içinde o sahneleri yaşıyormuşum hissine kapıldım.

Roma Tatili, Summertime, Tatlı Hayat, Venedik’te Ölüm ve daha onlarca filmi anımsarken İtalya’da yaşayan Roma’da, Milano’da, Napoli’de filmler çeken Ferzan Özpetek ilk yazmak istediğim oldu. Bu ay sizlerle onu paylaşayım, gelecek ay için de Fellini ve Tatlı Hayat üzerine düşüneyim.

Hem Türk hem de İtalyan vatandaşı olan Ferzan Özpetek İstanbul’da doğar. Yirmili yaşlarından beri İtalya’da yaşayan yönetmen orada sinema tarihi, sanat tarihi, kostüm dersleri alır ve yönetmen yardımcılığı ile de sinemaya adım atar.

İlk filmi Hamam’ı 1997’de çeker. Türk Sineması’nın tekrar yavaş yavaş canlanmaya başladığı dönemde gösterime giren film oldukça ilgi çeker. Daha ilk filminde iyi bir yönetmenle karşı karşıya olduğumuzu anlarız. Hamam’da bir İtalyan’ın gözüyle İstanbul’u gezerken, Türkiye’yi özellikle de İstanbul’u tanıtıyormuş gibidir yönetmen. Filmin kahramanı Francesco İstanbul’da halasının geçmişini araştırırken kendisi de bir iç yolculuğa çıkar ve öğrendikleri ve yaşadıklarıyla filmin sonunda değişmiştir artık. Bu ilk filminde Ferzan Özpetek’in görsellikteki başarısı ve hikâye anlatımındaki becerisi etkilemişti beni.

İlk iki filmi Hamam (1997) ve Harem Suare’de (1999) doğu kültürünün etkilerini baskın olarak hissederiz. Yönetmen daha sonraki filmleri Cahil Periler (2001) ve Karşı Pencere’de (2003) ise batının bireysel sorunlarına kafa yoruyor. Doğu veya batı hangi kültürden etkilenirse etkilensin yönetmenin bütün filmlerinde yumuşak bir dokunuş hissedilir.

Harem Suare’de Osmanlı haremine girerek orada yaşanan olanaksız bir aşka tanıklık ederiz. Haremde yaşayan bir İtalyan cariyenin gözünden Osmanlı’nın son dönemine bakarız. Geçmişine yolculuk yapan karakter, aslında bugününü sorgulamaktadır.

Üçüncü filmi Cahil Periler’de ise Antonia, ölen eşinin ardından eline geçen resmin (Resmin adı Cahil Periler) üzerinden kendinden saklanan geçmişi araştırır. Eşi hakkında öğrendikleri ile de bugünü değerlendirmesi farklılaşacak ve Antonia da bir değişim yaşayacaktır.

Dördüncü filmi Karşı Pencere’de yine bugün, geçmiş üzerinden sorgulanıyor ve karakterlerin bugüne bakışı geçmiş üzerinden şekilleniyor. Yönetmen günümüzde yitirdiğimiz değerler üzerine kafa yordururken, bize de kendi hayatlarımızı sorgulatıyor ve “mutluluk karşı pencerede mi?” diye soruyor ama acaba öyle mi? Evli çiftimiz günlük yaşam içinde tutkuyu yitirmiştir, tesadüfen yaşamlarına giren yaşlı adam ve karşı penceredeki genç adam kadının içinde sakladığı arzularını açığa çıkarır ve karakterimizin değişimi başlar. Filmin, kullanılan pasta eğretilemesi gibi yumuşak melodramatik bir öyküsü var.

 Benim pek beğenmediğim Kutsal Yürek (2005) filminde yine bir geçmiş hesaplaşması izliyoruz. Geçmiş ile hesaplaşırken kahramanımız Irene’in yaşadığı kimlik değişimi de oldukça sancılı oluyor. Sinemasal yönü güçlü olan film, içerik ve senaryo anlamında boşluklar barındırıyor.

Sonraki filmi Bir Ömür Yetmez’in (2007) senaryosu yine bazı boşluklar barındırsa da film akıcı olmayı başarıyor. Trajik bir olay karşısında bir grup arkadaşın yardımlaşmasını ve sıcak ilişkilerini anlatan filmde, karakterlerle birlikte üzülüyoruz, duygulanıyoruz ama onlarla özdeşleşemiyoruz. Yönetmenin tercihi sanıyorum bu yönde olmuş.

İlk filmlerinin senaryosunu kendi yazan yönetmenin 2008’de çektiği Mükemmel Bir Gün bir roman uyarlaması, bu nedenle de diğerlerinden farklı bir film çıkmış ortaya. Sayısı fazla olan karakterlerini birleştirmeye çalışırken yeteri kadar başarılı olamıyor, parçalı anlatımını anlamaya çalışan izleyiciyi de biraz yoruyor. Hastalıklı bir aşkı anlatan film, yönetmenin diğer filmleri gibi bir melodram değil, bence tam bir trajedi. Aslında gerilim bile denebilir. Ferzan Özpetek ilk kez böyle sert bir film çekmiş. Ama onun filmlerinde hissedilen yumuşak dokunuş burada da hissediliyor. Çünkü sert sahnelerin görüntülerine teğet geçiyor ve izleyiciyi irrite etmemeyi başarıyor. Filmi annenin zevkle dondurma yediği sahnede bitirmesi de yönetmenin mesajını bize hissettiriyor: “Bundan sonra hiçbir zaman bu kadar keyifli olamayacak”. Çünkü filmin bittiği sahnede izleyici olanları biliyor ama anne daha acı gerçeği öğrenmemiş.

Ferzan Özpetek çok üretken bir yönetmen: Serseri Mayınlar (2010), Şahane Misafir (2012), Kemerlerinizi Bağlayın (2014), İstanbul Kırmızısı (2017), Napoli’nin Sırrı (2017) ve pek çok TV filmi ve kısa filmler çekmiş.  

Yönetmenin izlediğim filmlerini gözden geçirdiğimde öncelikle görsel yönünü başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Ev içi mekânları kullanımı, gece çekimlerindeki ışıklı görsellik, karakterlerin çeşitliliği, hikâye anlatımındaki başarısı onun filmlerini seyredilir kılıyor. Tüm filmlerinde sorun yaşayan karakterlere yardım eden arkadaşlar ya da kişiler mevcut. Onun karakterleri acıyı tek başına yaşamıyor mutlaka paylaşıyor. Farklı etnik kimlikten ve cinsel yönelimi farklı olan karakterler çoktur filmlerinde. Hikâyesini anlatırken geçmiş ve geleceği katmanlaştırarak anlatır ve bunda da çoğunlukla başarılı olur. İç çekimleri ve diyalogları çok fazla kullanan yönetmenin oyuncu yönetimi ve müzik kullanımı da çok iyidir. Aşk, tutku, dostluk, dayanışma, evlilik, sadakat, ihanet ve ölüm filmlerinin ya teması ya da motifidir. Yönetmenin vazgeçilmez motifleri ise; yemek masası, kırmızı renk, tablolar, heykeller, farklı kimlikler, farklı ırklar. Çoğu filminde Serra Yılmaz küçük ya da büyük bir rolde görünür, yine bir Sezen Aksu şarkısını kullanır Özpetek. 

Filmleri İtalya’da oldukça iyi iş yapan, pek çok festivalde ödül alan, ‘Sanat Sineması’ndan daha çok popüler sinemaya yakın duran, klasik anlatı sinemasının kalıpları içinde film çeken bir yönetmen. Favori yönetmenlerimden biri olmasa da onun her yeni filmini izlemek istiyorum çünkü izleyiciye bir seyir zevki vaat ediyor Ferzan Özpetek, en beğendiğim filmleri de Cahil Periler ve Karşı Pencere.

Neşe Ürel

Neşe Ürel

Tüm Yazıları