FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Kadınlar, Eşitlik, Özgürlük

Kadınlar, Eşitlik, Özgürlük

Alice Schwarzer’in radikal duruşu

Almanya’da feminizmin kök salmasını ve gelişmesini  sağlayan, öte yandan sadece kendi ülkesinde değil  bütün dünyada ataerkilliğe karşı savaşıyla tanınan 68 kuşağından yazar  ve gazeteci Alice Schwarzer, Ukrayna-Rusya savaşına karşında duruşu;  türbana, kadın haklarına karşı mesafesi, kadın bedeninin  pazarlanmasına karşı oluşu ve en son olarak da Almanya’da çok tartışılan “trans yasası”na karşı çıkışıyla Almanya’nın gündeminden hala çıkmıyor. 

Savaşa dur deme cesareti

Şu günlerde 80. yılını (yaşı)  kutlanırken onun yaşamını konu alan belgeseller, filmler, diziler birbirini izliyor. Öte yandan ona karşı olanlar da azımsanmayacak kadar çok. Schwarzer Ukrayna-Rusya savaşı çıktığından bu yana tek yönlü bir biçimde sadece Rusya’yı suçlayan Alman politikasına karşı  duruşuyla şimşekleri üstüne çekti. Başbakan Olaf Scholz’a yazdığı, içlerinde Martin Walser, Alexander Kluge gibi ünlü yazarların  bulunduğu açık mektupta Üçüncü Dünya Savaşı tehlikesine dikkati çekiyordu. Mektupta kendi başına bir bağımsızlık kazanan bu savaşın bir an önce durdurulmasını, Ukrayna’ya silah gönderilmesine son verilmesini, iki ülke arasında barışcıl çözümler aranmasını talep ediyordu. Ama bunun için Rusya’yı tek yönlü suçlamaktan vazgeçmek, sorunları bütüncül bir bakışla (sözgelimi Nato’nun bütün bu gelişmelerde hiç mi olumsuz bir payı yoktu?) çeşitli boyutlarıyla görmek gerekiyordu. 

Direniş dille başlıyor

Schwarzer’in insan ve kadın haklarını her ne pahasına olursa olsun koruyan hümanist duruşu ve bu doğrultudaki politik mücadelesi, liberal kesimden olan yeni dalga feministlerin bir çoğunun hiç de işine gelmiyor. Sözgelimi Almanya’da kadın ticaretiyle savaşırken bedenlerini satarak geçinen kadınlara seks emekçisi ya da seks işçisi denmesine şiddetle karşı çıkmıştı. Schwarzer, liberal kesimin bu kadınları ötekileştirmemek adına ürettiği bu kavramın kadın ticaretini haklı kıldığı düşüncesindeydi. Fuhuş dünyasından bazı kadınlar bedenlerinin kendilerine ait olduğunu, bu açıdan istediklerini yapabileceklerini söylemelerine karşın o, kadın ticaretinin başını alıp gittiği bir dünyada buna şiddetle karşı çıkıyordu. Sonuçta milyonlarca kadın, kadın ticaretini yasal sayan ataerkil sistemin altında eziliyor. Schwarzer türbana da kadın haklarına aykırı politik bir simge olarak karşı çıkıyordu.  Çünkü türban radikal politik İslamın bayrağı olmuştu, nitekim bu yüzden İslam ülkelerinde kadınlar zulme uğruyor, işkence görüyor ve öldürülüyor. 

İran’da kadınların başkaldırısı, kadınlar-yaşam-özgürlük

Bugün İran’da kadınların türban simgesinden yola çıkarak İslam Cumhuriyeti’ne karşı çıkışları bunun en son ve en somut örneği değil mi? Kadınlar başörtüsü eylemiyle kendilerini baskı altına alan her şeye savaş açarak tarihte yeni bir sayfa açıyorlar. Şu günlerde kadınların yüzde altmışı her an şiddetle karşılaşmayı, işkence görmeyi, ahlak polisi tarafından içeri alınmayı belki de öldürülmeyi göze alarak korkusuzca başörtüsüz dolaşıyor sokaklarda.  Kadını hiçe sayan demokrasi karşıtı radikal İslâmi sistemin duvarları yavaş yavaş çatlamaya başlıyor. Alice Schwarzer Humeyni’nin başa gelmesinden hemen sonra kadınları baskı altına alan yasaları, o dönemde kadınların yaşadığı travmayı gazeteci olarak kaleme aldığında, tıpkı onunla birlikte İran’a giden Amerikalı feminist Kate Millett gibi Şah yanlısı olmakla ve ırkçılıkla suçlanmıştı. Dünyada kadın hareketindeki kutuplaşma, çok kültürlülük ve kimlik haklarını savunanlarla evrensel kadın haklarını savunanlar arasındaki ayrılık bu dönemde başlamıştı. Alice Schwarzer cinsiyetinden, dininden, kültüründen bağımsız olarak her birey için insan haklarını savunuyordu. Bu da zorunlu başörtüsü yasasına ya da kürtajın yasaklanmasına neden karşı çıktığını somut olarak açıklıyor. Çok kültürlülük ve kimlik haklarını savunan liberal kesim ise başka kültürlerin ve dinlerin insan ve kadın haklarına oranla önceliği olduğunu iddia ediyordu. 

Politik duruştan ödün vermeme

Schwarzer  son yazdığı Transseksüalite kitabında bu konuyla ilgili yaptığı araştırmalardan yola çıkarak çarpıcı bir tartışma açtı. Bu bağlamda İsviçre’de ergenlik çağındaki çocukların ve gençlerin cinsiyetlerini isterlerse on altı yaşından sonra değiştirmelerini öngören yasaya şiddetle karşı çıkıyordu. Almanya’da da kabul edilmesi beklenen bu yeni yasaya göre gençler on altı yaşından sonra kendi cinsiyetlerini kendileri belirleyebileceklerdi. Bu ergenlik çağındaki bir gencin bedeninden memnun değilse rahatlıkla cinsiyet değiştirebileceği anlamına geliyordu. Cinsiyet değiştirmeyi talep edenlerin ise Almanya’daki son anketlere göre en çok genç kızlar olduğu saptanmıştı. Böylece cinsiyet değiştirme de tıpkı güzellik ameliyatı gibi çok doğal bir olgu olarak kabul edilmişti. Schwarzer translarla ilgili araştırmasında görünüşte çok liberal gibi görünen bu yasanın içyüzünü sergiliyor. Yaptığı araştırmada dikkatlerin, yanlış bedende doğmuş gerçek transların yanı sıra (bunların sayısı inanılmayacak derecede az) çakma translarda odaklaştığına parmak basıyor, ki bunların başını Almanya’da sayıları günden güne baş döndürücü bir hızla artan genç kızlar çekiyor. Kadınlara şişirilmiş dudaklar, hokka burunlar, gerilmiş yanaklarla son moda yüzleri pazarlayan estetik ameliyatı modası gibi bir trans modası da söz konusu. 

Bugün, güzellik ölçütlerine uymayan, kendini dışlanmış hisseden ya da kendi cinsinden birine aşık olan bir genç kadın, yeterli maddi olanağa sahipse kolaylıkla cinsiyet değiştirmeye kadar ileri gidebiliyor. Bunun da nedeni hem kız hem de erkek çocuklara belli normları dayatan eril bir anlayışın toplumda giderek ağırlık kazanması ve insanı bir para kazanma nesnesi olarak görerek çocuk haklarını bile çiğneyen tüketim toplumu. Sadece bizim gibi ataerkil ve cinsiyetçi toplumlarda değil, Avrupa’nın merkezinde de cinsiyetçi yaklaşımların ön planda olması önemli bir etken. 

Kız çocuklarına erkeklerle eşit hakları olduğu öğretilse bile onlara, sözgelimi dayatılan 34- 36 beden modası birçok genç kızın kendini mutsuz hissetmesine yol açıyor. Nitekim birçok genç kız anoreksiya hastalığına yakalanıyor, bu hastalığın sonucunda bazıları yaşamını bile yitiriyor. 

A.Schwarzer’in altını çizdiği gibi, kız ve erkek çocukların bu tür cinsiyetçi rollere sürüklenmedikleri, kızların tığ gibi ince, erkeklerin pazulu bedene zorlanmadığı, bebeklerin  cinsiyetlerine göre pembe ya da mavi renklere kilitlenmediği bir toplum nasıl olurdu? Neden bir genç kız başka bir kızdan hoşlanmasın? Neden sevginin, aşkın, cinselliğin bin bir çeşidi yaşanmasın? Schwarzer’in, transların haklarını her zaman korumasına rağmen ataerkil tüketim toplumunun yarattığı bu önemli soruna dikkat çekmesi bile, onun  şimşeklerin üstüne toplanmasına yeterli olabiliyor.  

Türkiye’de Alice Schwarzer 

Yarım yüzyıldan uzun bir süre feminizme damgasını vuran Alice Schwarzer’in çok satan yapıtları bir çok dile çevrilirken, onun Türkiye’de sadece tek bir kitabıyla, Simone Beauvoire ile söyleşileriyle tanınması gerçekten çok şaşırtıcı. Bunun nedeni, Türkiye gibi gibi ataerkil ve cinsiyetçi bir toplumda Schwarzer’in ödün vermeyen görüşlerinin bazı kesimleri rahatsız etmesi mi, yoksa kadınların türban aracılığı ile siyasi İslam tarafından sömürülmesine karşı çıkmasının yarattığı tedirginlik mi, yoksa bir dönem Türkiye’nin Avrupa Topluluğu’na girmek istemesinin onaylanmamasının yarattığı öfke mi? Her şekilde ekşi sözlük gibi web kanallarında Schwarzer’in ne ırkçılığı kalıyor ne de faşizmi. Aydınlanmacı bir dünya görüşüne bağlı kalarak kadın haklarını insan hakları bağlamında sonuna kadar savunması ne liberal kesimlerin işine geliyor ne de muhafazakarların. 

Tuhaf bir şey birine çamur attığınız anda bir çok kimse bundan etkileniyor. Buna günlük yaşamda çok  rastlıyoruz, biri hakkında hiç bir gerekçe olmadan bir karalama kampanyası başlatın, bakın ne çok kişi buna katılıyor; olumsuz enerji döngüsü çığ gibi büyüyüp gidiyor.  Çünkü bir çok kimse için birini  karalamak bir tür ego oyunu gibi bir şey. Karaladığınız kişi ne kadar ünlüyse egonuz o kadar şişiyor; öte yandan bu karalama oyununda başkaları da varsa kendinizi büsbütün güçlü hissediyorsunuz.  Kendinize güveniniz ne kadar azsa, sorgulama ve eleştirel düşünme yetiniz ne kadar az gelişmişse, hemen bu oyunun kurbanı olabilirsiniz. 

 Alice Schwarzer’in kitaplarını ilgi ve heyecanla okurken, onun bütün saldırılara rağmen, insan ve kadın haklarından hiç ödün vermeyen sağlam duruşuyla yüzleşmenin Türkiye’deki kadın hareketine çok şey katabileceğini düşünüyorum.

Zehra İpşiroğlu

Zehra İpşiroğlu

Tüm Yazıları