FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

KORKUNUN İKTİDARI, SEVMENİN ZAFİYETİ ya da Dogville

KORKUNUN İKTİDARI, SEVMENİN ZAFİYETİ ya da Dogville

‘circle is not round, time never dies.’

Before the Rain

…. neden soruyoruz ki: ‘Nasıl uyuyabiliyorlar?’ diye…

Vicdanları kara geceden kara olanların uykuları bölünmez…

Uykuyu Machbet’ten bu yana öldüren kalmadı… 

Musluk altında akıtıyorlar ellerindeki katledilmiş hayatların kanını..

İki toplama kampı gördüm. İkisinde de girdiğim zaman ile çıktığım zamanki bedenim ve ruhum aynı değildi…

Terezin Kampı daha küçüktü… Prag yakınlarında Kış ortasında yüreğimi dağladı.

Natzweiler-Struthof ise, en büyüklerinden biriydi. Orada bir belge ile yüz yüze kaldım: Mayıs 1944’e kadar kampı yöneten Joseph Kramer’in savunmasının ana cümleleri: Ben suçsuzum, sadece 80. maddeleri uyguladım, diyordu. O bir asker, emredileni yapıyor… Emir gayri insani de olsa… Nasıl bir savunma bu!

Sonra, aklıma Lars Von Trier’in Dogville filmi geldi… İnsanları vicdanlarıyla özgür bırakan, onların merhametine güvenen filmin kahramanı Grace… 

O’nun kibri; bağışlamanın erdemiyle körleşen merhamet duygusunu besleyen kibri… ona yaptıkları, hiç birinin uykusunu kaçırmadı, sevgilisinin bile… 

Haklı olmak için sebepleri her zaman bulabilen ortalama, VASAT insanın vicdanı kadar kırıcı bir dünya yoktur. Onun dünyasında, herkes suçlanıp, ‘ben’ sürekli bağışlanır.

Bu vicdansız, vicdanlara verilecek yanıt, aynı acıyı çektirmektir belki de… Kısasa Kısas’ın ne anlama geldiğini bir daha mı düşünmeli. Bu kan gölü durmuyorsa bir türlü…

Dogville filmindeki dişi İsa’nın babası baştan beri bunu söylüyor.

Haklı belki de… Ben ne zaman kendimi başkasının vicdanına teslim ettiysem faşizmin çok yüzlü eylemiyle kucaklaştım.

Bazen en yakınlarımdan gördüm, iki insan arasındaki faşizmi, yürek parçalayan, sizi yalnız komakla tehdit eden düşkündürler.

Ama kendilerine teslim olan ve o anda gidecek yeri olmayan Grace gibi aciz sandıkları insanları utanmazca ezerler büyük bir haklılık duygusuyla.

Bu insanlar iktidarı ele geçirdiklerinde ’emirleri o insanı öldürerek uyguladıklarında’ zerrece rahatsızlık duymazlar. Kendi evlatlarını çok severler… iyi bir baba ve annedirler hatta…

Tarih bu Vasat İnsan vahşetiyle doludur. Onları sakın bir sanatçı duyarlılığında sanmayın. Dogville’de olduğu gibi, emeğinizle yaşattığınız her güzelliği kıskançlıkla parçalarlar…

Acınız onları hiç acıtmaz. Giderek saygısızlaşır sizin teslimiyetinizi sevginiz yerine çıkarcılığınıza ya da yetersizliğinize yorarlar. Çünkü güvenmeyi bilmezler bu kelebek görünümlü karafatmalar.

Faşizm iktidarın köpeğidir, sadece kemik isteyen… Onu beslemeyin.

Adaleti faşistlere bırakırsanız, sizi asarken fotoğrafınızı da çekerler. İpin ucundaki insan yüzünü eğlenceli bile bulurlar.

Ve gece uykuları kaçmaz. Onlar hep haklıdır. Ruhlarında sizi başarıyla öldürürler.

Öldürmek, iktidardır… Korku adaletin koruyucusudur.

Kişiliksizleşirsiniz, karşı koymanın yerine koyduğunuz her özürle… Siz kibarlaştıkça onlar kabalaşırlar.

Kuşkusuz para en büyük iktidarlarıdır. Onlar zor para kazanırlar. Sizin de zor kazanmanız için, özgürlüğünüzün zincirini giderek kısaltırlar.

Bu insanların hayat çabalarına duyduğunuz saygı, yoksulluğunuzun utancını yaratır.

Oysa zenginlik bir başarı değil, şanstır kapitalist toplumda. Hatta tek başarıdır satın alabilme gücü onların gözünde. Ev araba alarak zenginleştiklerini sanırlar.

Sevginizi ancak sevgileriyle kazanabilecekleri gerçeğini onların anlamalarını beklersiniz saygıyla… 

Size ‘yardım’ ettiklerinde itaat beklerler. Onların tercihlerine itaat…

Ne acı değil mi?

Hiçbir canlı faşizmi hak etmez. Karşınızdaki farklıdır.

Farka rağmen sevebilmek zordur ama vahşeti engeller. Ruh kıyımını yaşatmaz… 

Bunu farketmeyenin sizi küçümseme hakkını beslemeyin.

Susmayın. 

Faşistlerin vahşi yüzlerini asla unutmayın! 

Onlar, gülümserken bile, hakkınızı değil, haklarını düşünürler.

Sevmenin bir çember, merkezinin de öz benlikleri olduğu kesin yargısıyla, her türlü inancın bereketini kısır elleriyle boğarlar…

İnançsızdırlar ama, inanç dağıtırlar öfkeyle besledikleri sindirme politikaları, sevgi inancının yerini alır.

Onlara güvensizlik, insanlığa güvenin başında gelir. Çünkü dediği gibi şairin: 

‘Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim, 

akar suyun, 

meyve çağında ağacın, 

serpilip gelişen hayatın düşmanı. 

Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına: 

– çürüyen diş, dökülen et -, 

bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler. ‘

Uyuyamayan prensesler çağından ‘merhaba’…

Yelda Karataş

Yelda Karataş

Tüm Yazıları