FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

MİLATTAN BİNLERCE MEVSİM ÖNCE

MİLATTAN BİNLERCE MEVSİM ÖNCE

Olimpik Anlatıcı: Bulutlara dokunmak için yaratılmış hissi uyandıran ulu ağaçların arasında yağmur sonrası daha coşkun akıyordu nehir. Kuşların ve suyun güçlü sesi her yerdeydi. Ormanın da, nehrin de, kuşların da henüz ismi yoktu, bölgeye özgü birçok bitki ve hayvanın da. Fakat pek yakında ilk adı olan Dvenyorn’u alacaktı burası, nehre ise çok da yaratıcı olmayacak şekilde Dvenyorn nehri diyeceklerdi. İnsanoğluna göre çok sonra, evrene göre ise çok kısa bir zaman sonra tarihin kayıp hafızasında yok olacaktı tüm bu isimler. Deri değiştiren bir yılan gibi onlarca isimden vazgeçilecekti günümüze kadar.

Doğmakta olan güneş batıdaki iki bin sekiz yüz metre yüksekliğindeki -tahmin ettiğiniz gibi ilk adı Dvenyorn dağı olacak- dağın tüm gece gizlediği karakteristik yapısını ortaya çıkarıyordu, ormanın ortasına konmuş koca bir üçgen peynir gibi duruyordu. Dev bir heykeltraşın elinden çıkmış gibi.

Nehrin elli metre paralelinde yürüyen Sabahana kabilesinden izci Uzukoo, uzun zamandır buraya ayak basan ilk insandı. Kuru kıçını zor bela örten deri kıyafetine zehirli bir böcek girmiş gibi yerinden sıçrayıp elindeki mızrakla etrafında tepinmeye başladı.

Uzukoo: Kimsin sen?

Olimpik Anlatıcı: diye bağırdı.

Uzukoo: Neredesin?

Olimpik Anlatıcı: diye hayvan gibi böğürdü Uzukoo. Korkudan dili damağı kurumuştu. Kalp atışının gürültüsü nehrinki ile yarışıyordu.

Uzukoo: İsmimi nereden biliyorsun? Obolondo sen misin?

Olimpik Anlatıcı: Obolondo kabilenin bilgesiydi. Büyük şef Zvanaga ile beraber birazdan burada olurlardı. Köylerinde kıtlık başlayınca aynı derecede zor durumdaki diğer kabilelere karşı köyü ve erzak depolarını savunmasız bırakmamak için Uzukoo ve obolondo’yu yanına alarak halkı için yeni av ve besin kaynakları bulma umuduyla yola çıkmaya karar vermişti şef. Savaşçıları ya da gençleri yanına alarak köyün savunma gücünü zayıflatamazdı. Uzukoo’nun bildiği en iyi şey izcilikti. Bu aynı zamanda becerebildiği tek şeydi.

Uzukoo: Halt etmişsin sen.

Olimpik anlatıcı: Bilge ise zaten savaşamayacak kadar yaşlıydı. Yüz kırk sekizinci mevsimini yaşıyordu, dile kolay. Sabahana kabilesinde köyün en yaşlısına veriliyordu bilge ünvanı.

Uzukoo: Çık ortaya seni korkak kokorok!

Olimpik Anlatıcı: Kokorok, tavuklara verdikleri isimdi.

Uzukoo: Çık dedim iğrenç çhul.

Olimpik Anlatıcı: Çhul, gübre olarak kullandıkları küçük baş ve kümes hayvanlarının boklarına verdikleri isimdi.

Uzukoo: Her dediğimi sinir bozucu şekilde…

Olimpik Anlatıcı: Şef Zvanaga ve Bilge obolondo’nun seslerini duyunca rahatladı Uzukoo. Yoksa…

Zvanaga: Uzukoo!

Olimpik Anlatıcı: diye seslendi.

Uzukoo: Bu cümle sonu tamamlamalar çok sinir bozucu. Dedi, dedi, dedi… Dedik Ulan!

Olimpik Anlatıcı: dedi sinirle. Ve şefin seslenmesine henüz cevap vermediğini fark ederek panikle…

Uzukoo: Buradayım! dedim. Hadi n’oldu! Dedi desene dedim. Dediler kovalasın seni dedim.

Olimpik Anlatıcı: Göğe doğru uygunsuz bir hareket çekti Uzukoo.

Uzukoo: Uygunsuzmuş! Al sana uygunu!

Olimpik Anlatıcı: deyip kabilelerine özgü başka bir uygunsuz hareket çekti göğün maviliklerine doğru. Ki tam bu sırada yüzüne uçmakta olan sevimli, şirin, minik bir kuş sıçtı.

Uzukoo: Minik mi? Kafama besili bir kokorok düşse bundan daha minik olurdu, dedi Uzukoo.

Zvanaga: Kimle konuşuyorsun Uzukoo?

Uzukoo: Hiç. Ben de sizi merak etmeye başlamıştım.

Olimpik Anlatıcı: Aklını oynattıklarını düşüneceklerinden korktuğu için demin yaşadıklarını anlatmamaya karar vermişti Uzukoo.

Uzukoo: Çok da işe yaradı ya.

Obolondo: Bu ses de neydi?

Olimpik Anlatıcı: diye sordu ihtiyar bilge Obolondo. Uzukoo rahatlamıştı, sesi duyan sadece kendisi olmadığına göre delirmiyordu. Zvanaga, korktuğunu belli etmemeye çalışıyordu ama tüm kasları gerilmişti. Obolondo ise..

Zvanaga: Büyük Şef Zvanaga hiçbir şeyden korkamaz.

Olimpik Anlatıcı: Obolondo ise bu kadar yol yürüdükten sonra kendini bile zar zor taşıyabiliyordu. Görmediği bir düşmana saldırmak için oraya buraya sallamayı bırak kaldırabileceğini bile sanmıyordu mızrağını.

Obolondo: Kaldırabiliyorum bir kere!

Olimpik Anlatıcı: Konumlarının sarsılacağı korkusuyla iyice öfkelenmişlerdi.

Zvanaga: Benden bahsederken Büyük Şef Zvanaga diye bahsedeceksin. Karım bile ismimle hitap etmiyor bana.

Olimpik Anlatıcı: dedi Zvanaga hiddetle. Der demez üçü de Zvanaga’nın karısının o muhteşem memelerini düşünmeye başladılar. Kıvrımlarını, dik…

Zvanaga: Siz!

Olimpik  Anlatıcı: diye kükredi bunu duyan Zvanaga. O kadar zıvanadan çıkmıştı ki her an o ikisini oracıkta öldürebilirdi.

Zvanaga: Benim olanı, karımı arzulamak ha!

Olimpik Anlatıcı: Uzukoo fazla zeki değildi. Diyebileceği tek bir şey vardı.

Uzukoo: Hayır!

Olimpik Anlatıcı: O da buydu.

Uzukoo: Kesinlikle hayır!

Olimpik Anlatıcı: dedi kendisini zorlayarak bu sefer. Ama kıt zekası ne kadar zorlansa da ancak bu kadarını üretebiliyordu.

Uzukoo: Kesinlikle, tabii ki de hayır!

Olimpik anlatıcı: dedi kapasitesinin üstüne çıkarak. Bu zeka ile bu mevsimine kadar hayatta kalmış olması büyük bir mucizeydi.

Uzukoo: Seni…

Olimpik Anlatıcı: Ama Obolondo, Uzukoo’ya göre kıvrak bir zekaya sahipti.

Obolondo: Bizi birbirimize düşürmeye çalışan kötü bir ruh bu.

Olimpik Anlatıcı: Zvanaga bunu olası buldu. Kötü bir ruh pekala onları birbirine düşürmek için uğraşıyor olabilirdi. Adı üstünde; kötü ruh, ne yapması beklenebilirdi ki.

Zvanaga: Bu doğru olabilir.

Olimpik Anlatıcı: dedi zvanaga.

Zvanaga: Sinirlerimi bozuyor bu ruh.

Olimpik anlatıcı: Uzukoo ve Obolondo gerilimin azalması ile rahatladılar. İkisi de şeflerinin eşinin herhangi bir uzvundan uzak şeyler ile zihinlerini meşgul etmeye çalıştılar. Ama bu bir kez olunca, geri dönüşü zor oluyordu. Bu sefer Obolondo’nun aklına iki şafak önce gördüğü şefin çükü geldi. Hayal kırıklığına uğramıştı. Bir şefin Sabahana yılanına sahip olmasını beklerdi, sabahana solucanına değil. Şef şu an Obolondo’ya öyle kötü bakıyordu ki Obolondo yutkunmakta zorlandı.

Obolondo: Tabii ki doğru değil. Dediğim gibi bizi birbirimize düşürmeye çalışıyor. Benim yaşımda gözler o kadar net görebilir mi hiç sizce?

Zvanaga: Doğru diyor olabilirsin.

Olimpik Anlatıcı: dedi Zvanaga. Ama bir yandan da görmediyse nereden bilebiliyordu boyutunu o zaman diye düşünmüyor da değildi.

Zvanaga: Tabii ki de böyle düşünmüyorum. Dedi diyecek şimdi ben demezsem. Dedi.

Olimpik Anlatıcı: Uzukoo ise kıt aklıyla daha tehlikeli sularda yüzüyordu. Şefin kız kardeşi Aganavz’ın nehirde yıkanırken gördüğü kalçaları gözünün önünden gitmiyordu. Şef beline asılı bıçağını çıkarıp Uzukoo’nun ince boynuna dayadı.

Uzukoo: Yalan söylüyor.

Zvanaga: Seni öldüreceğim!

Olimpik Anlatıcı: Tam onu öldürmek üzereyken…

Obolondo: Seni istediği gibi yönlendirmesine izin veriyorsun. Hem izcimizi öldürdüğünde bize ne olacak hiç düşündün mü?

Olimpik Anlatıcı: Sözlerinin etkili olması için biraz bekleyip devam etti Obolondo.

Obolondo: Amacına ulaşmış olacak.

Olimpik Anlatıcı: Zvanaga’nın eli biraz gevşedi. Bilge Obolondo doğru söylüyordu. İzcilerini öldürmesine ramak kalmıştı demin. Uzukoo, altına işediğini anlamamalarını umdu.

Uzukoo: İşemedim bir kere. Birkaç damla kaçtı sadece.

Olimpik Anlatıcı: dedi.

Uzukoo: Dedim. Dişlerimi sıkarak öfkeyle haykırarak dedim hem de. Uğursuz şey seni.

Olimpik Anlatıcı: Zvanaga bıçağını belindeki kınına geri sokup derin bir nefes alarak.

Zvanaga: Her zamanki gibi yine haklısın bilge Obolondo.

Olimpik Anlatıcı: O kelimeyi her cümlesinin sonunda duymaktan bıktığı için hemen ardından ekledi.

Zvanaga: Dedi.

Obolondo: Buraya geliş amacımıza odaklanmalıyız.

Zvanaga: Doğru diyorsun bilge. Yolculuğumuzun selameti için iki kural getiriyorum. Birincisi bu bölgeden çıkana kadar düşünmeniz artık yasak. İkincisi şu iğrenç sesi duymazdan geleceğiz. O ne derse desin duymamış gibi yapacağız.

Olimpik Anlatıcı: Şefin düşünme yasağının ne kadar saçma olduğunu sözle belirtmeyecek kadar akıllıydı Obolondo. Ama aynı şey Uzukoo için geçerli değildi. Uzukoo tam söylememesi gereken bir şey söyleyecekken.

Obolondo: Buldum.

Olimpik Anlatıcı: dedi.

Obolondo: Ehhh, sıktı artık dedi, dedi, dedi, dedi.

Uzukoo: Sakin ol bilge. Şef az önce ne dedi, duymazdan geleceğiz.

Obolondo: Evet, evet duymazdan gelmek en iyisi. Hah ne diyordum buldum. Düşünmemek için mevsim dönümü kutlama şarkılarımızdan Yammayyannaha’yı söyleyeceğiz içimizden.

Olimpik Anlatıcı: Bu çok iyi bir fikirdi gerçekten. İçlerinden şarkıyı söyleyerek beyinlerini meşgul etmeye çalıştılar. İşe yarıyordu.

Zvanaga: Buraya geliş amacımıza odaklanmalıyız.

Olimpik Anlatıcı: dedi Zvanaga, demin Obolondo’nun söylediklerini tekrarlayarak. Evet onca yolu daha verimli ve zengin topraklar bulmak amacıyla katetmişlerdi. Böyle giderse yeni bir vatana ihtiyaçları olacaktı çünkü. Aksi takdirde hepsini bir felaket bekliyordu. Uzun süredir yağmayan yağmurlar, geçmeyen hayvan sürüleri ve baş gösteren hastalıklar sebebi ile tehlike çanları çalıyordu bölgedeki tüm kabileler için.

Zvanaga: Dedi geveze ruh. İçim karardı şu meymenetsiz sesi dinledikçe.

Olimpik Anlatıcı: Yarım aklı şarkı söylerken dinleme ve düşünme işlevlerini yerine getirmekte zorlandığından Uzukoo sessiz kaldı. Yaşlı Obolondo ise ne kadar şefi dinliyor gibi gözükse de gözü açık uyuyabilme yeteneği sayesinde çaktırmadan dinleniyordu.

Zvanaga: Kendinize gelin!

Olimpik Anlatıcı: diye bağırdı Zvanaga. Obolondo uyanıp uyku sersemi…

Obolondo: Yammayyannaha, Yammayyannaha, Yammayyannaha…

Olimpik Anlatıcı: Şarkıyı sesli söylemeye başladı. Uzukoo da daha fazla içinde tutamayıp ona katıldı. Şef tam daha da sinirlenip onları bir güzel fırçalayacakken üçünün de tüylerini ürperten gök gürültüsü gibi bir ses duyuldu. Ne yapacaklarını bilemez halde mızraklarına sarılıp birbirlerine baktılar. Bir ağaç devrildi yakınlarda bir yerde. Böyle bir sesin sahibi olan, bir ağacı devirebilecek kadar güçlü bir hayvanı hayal etmeye çalıştılar. Obolondoo ve Zvanaga’nın akıllarında şimdiye kadar gördüklerinin iki ya da üç katı büyüklükte bir ayı tasviri oluştu. Bu durumda mızrakları işe yarar mıydı ki? Hiç zannetmiyorlardı. Kaçmaları gerekecekti. Uzukoo ise ayı kadar büyük bir kokorok hayal etti; hem aç olduğundan, hem de kokorok ile yarışacak bir zekaya sahip olduğundan. Ağzının suyu aktı, saldırmaları gerektiğini düşündü.

Zvanaga: Saçmalamayı bırak Uzukoo.

Obolondo: Şuraya kaçalım,

Olimpik Anlatıcı: diye canavarın olduğu yönü gösterdi.

Obolondo: O zaman şuraya kaçalım,

Olimpik Anlatıcı: diye bataklığın olduğu tarafı gösterdi.

Obolondo: Hay sıçayım,

Olimpik Anlatıcı: deyip, nehrin aktığı daha güvenli yanı gösterdi. Üçü aynı anda koşmaya başladılar. Ama yaşlı, zayıf Obolondo kısa sürede grubun gerisinde kaldı. Üçüncü bacağı gibi kullandığı asasına yaslanıp nefes alışverişini kontrol altına almaya çalıştı.

Obolondo: O üçüncü bacağı alıp senin…

Olimpik Anlatıcı: Yaratığın çığlığı Obolondo’nun bilgece sözlerini yarım bırakmasına sebep oldu. Zvanaga onun geride kaldığını fark edip geri dönmüştü. İhtiyar bilgeyi sırtladığı gibi yeniden nehre doğru koşmaya başladı. Koştukça suyun gürültüsü artıyordu. En sonunda Uzukoo’nun kıyısında büyük bir taşa oturduğu nehre vardılar. Peşlerinden gelen bir yaratık olmadığından emin olana kadar, bir süre geldikleri yöne baktılar. Zvanaga, Obolondo’yu sağ salim bulup geri getirdiği için rahatlayarak derin bir oh çekti. Zira kabilenin Obolondo’dan sonra gelen en yaşlı insanı Zmoyakono, boku ile kayalara resimler çizen zır delinin tekiydi. Onun kabilesine bilge oldu düşüncesini aklına bile getirmek istemiyordu.

Zvanaga: Lanet gelenekler.

Olimpik Anlatıcı: diye söylendi. Sonra birden fark ederek…

Zvanaga: dedi dediğini duymuyorum.

Olimpik Anlatıcı: dedi sırıtarak.

Uzukoo: Aynen öyle, burası balık kaynıyor.

Olimpik Anlatıcı: dedi neşeyle.

Zvanaga: Evet çok huzurlu

Olimpik Anlatıcı: dedi gülümseyerek.

Obolondo: Sizle aynı fikirdeyim, buraya geliş amacımızı yerine getirdik. Burasının Sabahana için uygun bir yer olmadığını gördüğümüzü düşünüyorum. Geveze, gürültücü, gevşek ağızlı ses bütün kabilemizi çıldırtıp birbirine düşman eder.

Olimpik anlatıcı: dedi tatmin olmuş bir şekilde.  Ardından birbirlerinin suratına bön bön baktılar. Nehir yatağı üzerindeki büyük şelalelerden birinin yanındaydılar. Suyun gürültüsü birbirlerini duymalarını engelliyordu.

Uzukoo: Madem öyle diyorsunuz.

Olimpik Anlatıcı: deyip dizlerine kadar suya girerek mızrağı ile balık tutmak için hamle yaptı zekası ile orantılı bir şekilde.  Zvanaga çaresizce başını salladı. Obolondo ise aklına o an gelen bir fikirle meşguldü. Asası ile toprağa bir şeyler çizip Zvanaga’yı dürttü. Zvanaga çizimlere kaşlarını çatarak bakıp anlam çıkarmaya çalışırken Uzukoo aralarından koşarak geçti.

Uzukoo: Kaçııın!

Olimpik Anlatıcı: Tabi ki çığlığı duyulmamıştı. Obolondo’nun çizimleri Uzukoo’nun ıslak ayak izleri ile bozulmuştu. Neden kaçtığını görmeleri için çaba sarf etmelerine gerek kalmadan onlar da Uzukoo’nun peşinden ayak tabanlarını kıçlarına vura vura koşmaya başladılar. Daha önce görmedikleri büyüklükte bir sürüngendi onları böyle korkutan. Obolondo kaçarken bir yandan da bildiği tüm tanrıları yardıma çağırıyordu.

Obolondo: Una, Lilne, Hammin, Annan, Utu…

Olimpik Anlatıcı: Zvanaga bu sefer tetikteydi, Obolondo yavaşlar yavaşlamaz onu taşımak için hamle yaptı. Bilgelik tanrısı ikne’ye dualar ediyordu bir yandan da, evine Obolondo’suz dönmemek için. Az sonra Uzukoo’yu yerde sersemlemiş bir şekilde yatarken görüp durdu Zvanaga ve omuzunda taşımakta olduğu bilge Obolondo’yu indirdi. Suyun sesi artık o kadar da yüksek değildi.

Zvanaga: Uzukoo?

Uzukoo: Bana ağaç çarptı.

Olimpik Anlatıcı: dedi sersemlemiş bir şekilde.

Uzukoo: Çok hızlıydı.

Olimpik Anlatıcı: dedi saçmalamaya devam ederek.

Obolondo: Başını kötü çarpmış.

Olimpik Anlatıcı: dedi.

Zvanaga: Şu mahlukat peşimizde değil sanırım. Kendine gelene kadar bekleyelim derim.

Olimpik Anlatıcı: dedi etrafı yine de kolaçan ederek.

Obolondo: Hem ben de biraz soluklanırım.

Olimpik Anlatıcı: dedi Uzukoo’nun başını endişeyle inceleyerek.

Uzukoo: Gövdesiyle değil de dalıyla çarpsaydı bu kadar olmazdı

Olimpik Anlatıcı: diyerek araya girdi.

Uzukoo: Girdiysem girdim be! Girdim de sana mı girdim!

Olimpik Anlatıcı: diye haykırırken deminkinden daha az saçmalıyordu.

Uzukoo: Kuşmuş, ben biliyorum, demin de zaten sen sıçtın kafama. Dedi Uzukoo dırdırcı sese.

Zvanaga: Sakin ol Uzukoo. Evet Bilge Obolondo, ne diyorsun?

Olimpik Anlatıcı: dedi. Obolondo’nun daha fazla açıklamaya ihtiyacı yoktu, şefinin neyi kast ettiğini anlamıştı.

Obolondo: Bence yeterince bilgi sahibi olduk. Burası kabilemiz için bir alternatif olamaz. Birincisi şu ses, nelere yol açabileceğini düşünmek bile istemiyorum. İkincisi daha önce görmediğimiz ve duymadığımız yaratıklar. Üçüncüsü ise…

Olimpik Anlatıcı: Üçüncü bir neden bulamadı Obolondo. Ama diğer ikisine göre saydığı iki madde yeterliydi zaten. Uzukoo’nun sinirleri çok yıpranmıştı. Memleketini de çok özlemişti. Çarpmanın etkisini kısa sürede atlatacak kadar da kalın kafalıydı.

Obolondo’nun aklında tek bir sorun vardı; döndüklerinde ne diyecekleri. Sabahana kabilesi tüm umutlarını onlara bağlamıştı. Böyle eli boş dönmek hiç hoşuna gitmiyordu.

Zvanaga, karınlarını doyuracak kısa bir moladan sonra hemen yola çıkmaya istekliydi. Bu tekinsiz yerde daha fazla kalmaya niyeti yoktu. Karısının çıplak vücudu şimdiden düşlerine giriyordu.

Obolondo ve Uzukoo hemen Yammayyannaha’yı içlerinden mırıldanmaya başladılar şeflerinin karısını düşünmemek için. Zvanaga homurdandı.

Zvanaga: Sahi ne diyeceğiz döndüğümüzde.

Obolondo: Önce karnımızı doyuralım. O zaman daha sağlıklı düşünebiliriz bence.

Olimpik Anlatıcı: Bunu derken Uzukoo’dan fikir üretmesi yönünde medet ummuyordu. Uzukoo’nun düşünebildiği tek şey…

Obolondo: Karıştırma şimdi orayı!

Olimpik Anlatıcı: diye bağırdı duyacaklarından korkarak. Zira Uzukoo’nun hayal gücü genelde bel altı…

Obolondo: Yetti be! Ben hayatımda böyle eziyet çekmedim.

Zvanaga: Sakin ol bilge. Zaman kaybediyoruz. Hadi yiyecek toplayalım. Üç yana dağılalım. Fazla uzaklaşmayın. Birbirimizi duyacak mesafede olalım. Dedi büyük yüce şef Zvanaga; sahipsiz sesten bıkmış, bezmiş, tiksinmiş bir şekilde.

Olimpik Anlatıcı: Yiyecek içecek zulaları dönüş yolu için yeterliydi. Ama temkinli olmakta fayda vardı. Kuş sesleri ile haberleşerek bir süre yiyecek aradıktan sonra Zvanaga’nın toplanma komutu ile aynı yerde buluştular. Zvanaga’nın elinde besili bir tavşan vardı. Obolondo bir kucak dolusu lezzetli guava meyvesi toplamıştı. Uzukoo da boş durmamıştı; dünyanın yılan yatağını toplamıştı.

Uzukoo: bınılarokgoze

Olimpik Anlatıcı: Burada Uzukoo, bunlar çok güzel demek istedi. Anlaşılan bu yaprakların zehirli olduğunu bilmiyordu.

Zavanaga: Zehirli mi?

Obolondo: Eyvahlar olsun!

Olimpik Anlatıcı: Uzukoo hemen çiğnemekte olduğu yaprakları tükürmeye başladı. Şanslıydı ki henüz mideye indirmemişti.  Üçü birden derin bir oh çektiler.

Zvanaga: Dılemıhısseruum.

Olimpik Anlatıcı: Bu seferde, dilimi hissetmiyorum demek istedi. Bir süre konuşmayı deneyerek kendisini yormasına gerek yoktu. Ağzından anlaşılabilir bir şey çıkması imkansızdı.

Uzukoo: Hammua

Olimpik Anlatıcı: Yine de denedi. Eskiden hem saçma hem de anlamsız konuşurdu, şimdi ise en azından saçmalayamıyordu. Ve bu; zehrin etkisi geçene kadar, yani en az bir gün doğumu daha sürerdi.

Uzukoo: Hııığğmm.

Olimpik Anlatıcı: Uzukoo homurdandı. Uzukoo hala homurdanabiliyordu çünkü.

Zvanaga: Hadi karnımızı doyurup bu lanetli yerden bir an önce gidelim.

Olimpik Anlatıcı: Tavşan eti de meyveler de gerçekten lezzetliydi. Güzel bir ziyafet çekmek hepsine iyi gelmişti. Dilsiz Uzukoo’ya bile. Yemek boyunca Obolondo onlara beşinci mevsimindeki meraklı torununun bitmek bilmeyen yaramazlıklarından bahsetti özlemle. Karınları doyar doymaz yola koyuldular. Hava kararmak üzereydi ama gidebildikleri kadar gidip geceyi buradan olabildiğince uzakta bir yerde kamp kurarak geçirmek niyetindeydiler. Yolda deminki tatsız konuyu açtı Obolondo.

Obolondo: Onlara ne gördüysek onu anlatsak.

Zvanaga: Onların beklediğinin bizim yaşadığımız maceraları dinlemek olduğunu pek sanmıyorum.

Uzukoo: Beieeede.

Obolondo: Yolumuz uzun. Elbet bir şey buluruz.

Olimpik Anlatıcı: Ve böylece uzaklaşıp gözden kayboldular. Onları köylerinde bir sürpriz bekliyordu. Kabileleri onları birer kahraman ilan etmişti. Uzukoo’yu bile. Yola çıktıkları günün akşamında büyük bir sayga sürüsü köylerinin yanında görülmüştü. Avcılar bu fırsatı kaçırmamıştı. Çok bereketli bir av gerçekleşmişti. Ertesi günün akşamında da yağmurlar başlamıştı. Sabahana kabilesinde olduğu kadar diğer kabilelerde de bu duyulmuştu. Üç kahraman, tanrıları ikna etmek üzere fedakarca bir yola çıkmış ve başarılı olmuştu. Şimdi kafalarında tek bir soru vardı. Acaba geriye dönecekler miydi? Herkes umutla onların dönüş yolunu gözlüyordu.

Birer kahraman olarak karşılanacaklarından habersiz üç gezginden Obolondo’nun maceracı torunu Dolanabo, ileride Mezopotamya’ya kadar gidecek ve dedesinin Dvenyorn nehri kenarında temellerini attığı ve adını çizik dili koyduğu yazıyı geliştirecekti. Sümerler’e mal edilecek icat, insanoğlunun kaderinde bir dönüm noktası olacaktı.

Ozan Aydın

Ozan Aydın

Tüm Yazıları