Noviembre

İnci Öztürk

“Tiyatro diyorum. Çünkü insancıl bir iletişim ve birbirimizi anlamamızı sağlayacak eşsiz bir yol. İşte bunun için tiyatro!”

Kasım’da aşk başka mıdır bilmiyorum ama her Kasım aklıma düşen bir film var; Noviembre. Bu pek bir kadına ya da bir adama duyulan aşka benzemiyor, bu bizim bildiğimiz aşktan başka bir aşk. Alfredo bir tiyatrocu. Sanatla dünyayı değiştirebileceğine inanıyor. Öyle tutkulu ki arkadaşlarını da bu hayaline inandırıyor. Ama önce alışageldik sanat kavramını değiştirmeye çalışmakla başlıyor işe. Sanatı parayla satın alınabilen bir meta olmaktan çıkarmadan onu bir değişim ve dönüşüm, hatta devrim aracı olarak kullanmak mümkün olabilir mi acaba? Sanat yine burjuvaziye hizmet ediyorken ve sadece burjuvazinin gözüne ve gönlüne hitap ediyorken sanatçının ve onun üretiminin de ticari bir üründen pek bir farkı kalmıyor. Noviembre işte böyle, Alfredo’nun bağımsız ve özgür bir sanatın bu kokuşmuş düzeni değiştireceğine olan inancıyla başlıyor.

Noviembre’nin 10 maddelik bir manifestosu var ve maddelerin tamamı sanat kavramının yeniden tanımlanışı anlamına geliyor. Tiyatro sahnelere hapsolmamalı, seyircinin edilgen konumundan çıkarıldığı, seyircinin arasında; onunla temas halinde, gündelik hayatın içinde ve seyircinin hiç de beklemediği bir anda olmalı ve asla para karşılığı yapılmamalı diyor Alfredo ve performanslarını sokağa taşıyor. Sansürün, ezberin, sınırın ve kalıpların olmadığı Noviembre’de önceden yazılmış bir metni oynamak yasak; her şey doğaçlama ve daha önce televizyonda göründüysen Noviembre kumpanyasında yerin yok. Hal böyle olunca kolluk kuvvetleri ve hukuk devreye giriyor ve Noviembre’ye her defasında engel oluyor. Çünkü düzen, hayal kurmamızı, farkında olmamızı ve statükoyu sarsmamızı istemiyor. Noviembre, her gün televizyona hapsolmuş, cinselliği tabulaştırmış, bir diğerini ötekileştirmiş, her sabah işine mutsuzlukla giden ve mutsuzlukla evine dönen yalnızlaşmış yoksullara, işçi sınıfı ve orta sınıf kitleye sanatı götürmek istiyor ve bu engelleniyor. Düzenin tam da kendisi tarafından…

Sokaklardan yasaklanan, kostümleri, malzemeleri elinden alınan Noviembre ekibinin yolculuğu kraliyet tiyatrosunda son buluyor. Alfredo, silahını geleceğe doğrultuyor ancak düzen, silahına ondan önce davranıyor. Bu silahlı adam kimi koruyor ya da aslında kimi kimden koruyor bilinmez ama düzenin  Noviembre kumpanyasından ve onun temsil ettiği gerçeklikten, sevgiden, aşktan, tutkudan ve mücadele ruhundan korktuğu, hem de çok korktuğu çok belli.

“İzin verirseniz, sizlere küçük bir hikayem var. Geçen gün bu sahneyi ele geçirip, sesimizi duyurmaya karar verdik. Bunu yaptık çünkü bıktırdılar bizi.

Evet! yorulduk! Tükendik! Ümidimizi yitirdik! Çünkü günümüzde tiyatro ve sanat gerçekten kokuşmuş halde. Doğru! Leş kokan genel kurul odaları, devlet memurları, ticaret, reklamcılık, tekdüzelik, rahatına düşkünlük, boş zaman, can sıkıntısı, bürokrasi ve yalan- dolan! Bir tek sanat yok! Zavallı sanatım! Sanat artık yok.

Artık sadece sanat ticareti, sanat borsası, ya da sanatı teşvik ticareti olacak. Bir başka banka hesabı daha, sayıları toplama sanatı. Ama biz buna alet olmayacağız çünkü bizler özgürüz, bizler sanatın kalpleri değiştirebileceğine inanıyoruz ve onlara güç verebileceğine.

Sanat, insanlara yaşadıklarını hissettirebilir. Sanat, erkek ve kadın ruhuna erişebilir. Sanat, topluma şuur getirir. Bizleri daha iyi birer birey yapar. Sanat evrensel olabilir. Sınırsız, her türlü dinden ve ırktan bağımsız. Sanat, bir silah olabilir. Ama bir dekor asla! Gerçek bir silah.

Silah sesi duyulmalı! Hedef vurulmalı!”

Achero Mañas’ın yönetmenliğini yaptığı, belgesel formunda çekilen ve karakterlerin günümüzdeki hallerinin hikayelerini anlattığı, ancak tamamen kurgu olan Noviembre ile tanıştığımda 20’li yaşlarımdaydım. Noviembre kumpanyası kadar tutkuluydum dünyayı değiştirebileceğim konusunda. Filmin sonundaki yenilgiyi (!) görmezden gelip Noviembre’nin ruhunda kendi ruhumu bulmuştum. Şu anda “Dünyayı değiştirmek istemiştik. Ama perişanca yenildik. Şimdiyse, değişmemek için ben dünyaya direniyorum.” repliğiyle mi özdeşleşiyorum bilmiyorum ama bildiğim ve emin olduğum tek şey bunun bir yenilgi olduğunu kabul etmiyor oluşum. 

Yazar: İnci Öztürk