FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

OJE

OJE

Buzlu camı olan banyo dolabının kapağını yarı açabildi. Dolabın önünde yedek su için bulundurduğu dolu damacanalar vardı. Dolabın üst rafındaki oje şişelerini boynu sağa eğik biçimde dakikalarca izledi. Çok sayıdaydılar ama sadece ön sıraya iliştirdiklerinin rengini görebiliyordu. Kırmızıyı aldı, yarıya kadar boştu, içinde derin yarıklar oluşmuştu. En son ne zaman sürdüğünü hatırlamıyordu. Ama sanırım iki buçuk yıl önceydi. Kollarını sevgilisinin boynuna dolayabildiği o kısacık anlarda, ellerinin güzel görünmesini istediği için sürerdi. Aslında elleri gayet güzeldi, ojeye ihtiyacı da yoktu, onları severdi ama sevgilisi de onu sevsin dilerdi. Şişeyi evirip çevirdi, öyle katılaşmıştı ki, akmıyordu. Çocukluğunda ablasının da ojeleri olmadığı için aseton katılıp akışkan hale getirip kullanılabileceğini üniversitede oda arkadaşından öğrenmişti. Aseton şişesinin dibinde bir iki damla ancak kalmıştı. Belli ki kapağı kapalı da olsa uçabiliyordu. Kapağı sıkıca kapalı bir şişede hep kalacak sandığı, nasıl olur da uçar diye anlamadığı aseton aşk gibi bitivermişti. Yerine koydu, gözüne mavi oje ilişti. Ağzına kadar dolu ve kapağı açılamayacak kadar sıkışmıştı. “Bunu ben almış olamam.” diye düşündü. Eski kayınvalidesi birinci evlilik yıl dönümlerinde almıştı. O akşamki sıkışmışlık duygusu mavi ojenin kapağına bulaşmış olmalıydı. Hemen yerine koydu. Elini rastgele arka sıradakilere uzattı. Beyaz olana denk geldi. “Yaz mevsimi rengi” diye düşündü. Yazın da sürmüyordu ki. Sahilde iri ve sarkmış bedenini kendisine üç beden büyük pareolarla kapatırken beyaz renkli tırnaklar dikkat çekerdi çünkü. Ojeyi sallamadı bile, olabildiği kadar hızla yerine koydu. “Bir sonraki denemede her şey rast gitsin artık” diye düşündü. Gülkurusu renginde olana denk geldi. Dibinde çok az vardı, belli ki en çok bunu kullanmıştı. En son iş başvurusu yaparken sürmüştü. Patronu yüzünden annesinin cenazesine geç kalmıştı ama olsun, o iş sayesinde aç kalmıyordu. Bunu da süremezdi, eskimiş kıyafetlerine uygun değildi. Sağ elini daha arkaya doğru uzattı. Mor renkli ojeyi aldı. Gece vardiyasına kaldığı günün o soğuk sabahında, servisten indiği hep aynı yerde o çok sevdiği sokak köpeğinin ölü bedenini gördüğü günkü gibi bir soğukluk hissetti. O günden sonra bir daha mor oje sürmemişti. Hızlıca yerine bıraktı. Son bir cesaret elini rafın en arkasına uzattı. Siyah oje, içinde parlak küçük simleri de vardı, ergenlerin herkese eşit mesafedeyim mesajını verdiği cesaretin rengiydi. “Peki, güzel, bu olur” diye düşündü. Vazgeçip silmek istese ya da tırnak etlerine bulaştırsa siyah rengi çıkaracak kadar asetonu yoktu. Ama bu riske değerdi doğrusu. Asetonu da aldı, dolabın yarı açık kapağını geri kapattı. Ojeyi zorla da olsa açabildi, asetonda kalan iki damlayı içine döktü, çalkaladı. Fırçayla şişenin içinde gezindi, tekrar çalkaladı. Sürülebilir kıvama gelmişti. Çok dikkatli sürmeliydi, tek atımlık kurşunuyla hedefini tek seferde vurmalıydı. Önce sol elinden başlayacaktı çünkü sağ elini daha iyi kullanıyordu. Hangi parmaktan başlanır hatırlamıyordu. En kolayı baş parmak olmalıydı, elleri titriyordu. Fırçayı şişenin dibine daldırdı, geri çıkarırken fazla ojeyi şişenin iç kenarına sürdü, artık hazırdı. Kireç beyazı renkli tırnaklarında daha da beyaz bulutlar vardı. Törpü değmemiş, yarısı yenmiş, şeytan tırnakları koparılmış, bazıları kabuklanmış, bazıları hala kırmızıydı. Tırnak kökünün etlerini acıya dayanabildiği yere kadar içeri itti. Kökten uca doğru sürmeye başladı. Sol elini büyük bir kaza olmadan halletti. Sağ elinin tırnakları daha çok yenmişti ama olsun tüm titrekliğine rağmen birkaç küçük taşırmayla da olsa sürebilmişti. Aylar sonra telefonu çaldı.  Telaşla açtı. Fabrikanın insan kaynakları çalışanıydı. Küçülmeye gidildiğini ve işine son verildiğini söylüyordu. Telefonu kapattı. Büyüdükçe, kitapların renkli resimlerinin kaybolması ve etrafa saçılmış siyah harflerin geriye kalması gibi, henüz kurumamış ojeleri de parmaklarına, kıyafetine, yüzüne, kahverengi koltuğunun kenarına saçılmıştı. Kırk yedi yıllık ömrünün sayfaları solmuş da olsa en azından hala sarıydı.   

Funda Sevencan

Ocak 2024     

Funda Sevencan

Funda Sevencan

Tüm Yazıları