FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Romanlara yolculuğum

Romanlara yolculuğum

Romanlarla ilk tanışmam ilkokul beşinci sınıftayken oldu. Köyümüze ilkokul geç geldiğinden aramızda dört yaş fark olmasına karşın benden bir yıl önce okula giden, daha sonra Beşikdüzü Kız Öğretmen Okulu’nda yatılı okuyan ablam Havva, karne tatili için geldiğinde bana Sefiller romanını anlatmıştı. Jean Valjan’ın ekmek çaldı diye başına gelenleri onun ağzından dinlerken ağladığım dün gibi hatırımda. Sonra birlikte Kerime Nadir’in romanlarını okumuştuk. Hatta bir gün, ablam, benden iki yaş büyük abim Mehmet, birlikte koyun güderken Kerime Nadir’in Funda romanını birimiz okuyup, diğer ikimizin dinlediği günü hatırlıyorum. O romanda, bir bölüm vardı ki bizi çok etklemişti. Kötü adam sarmaşıklara tırmanarak iyi kızın odasına gidiyordu. Biz “inşallah sarmaşıklar kopar, adam düşer” diye dua ediyorduk. Ablamın anlattıklarından o kadar etkilenmiştim ki parasız yatılı okumak için gittim Erzurum Kız Lisesi’nde ilk yaptığım kütüphaneye koşmak olmuştu. Artık ben de romanların gizemli dünyasına dalmıştım. Yine karne ve yaz tatillerinde ablamla okuduğumuz romanları konuşuyorduk. Jane Eyre’in içindeydik sanki. O yıllarda karar vermiştim, ilerde roman yazacaktım, dahası Nobel edebiyat ödülünü almayı bile hayal ediyordum. 

Lise bitip üniversite için İstanbul’a geldiğimde roman yazma hayali yerini siyasi mücadeleye bıraktı. Bunda da romanların etkisi çok büyüktü. Gorki’nin Ana’sı, John Steinberg’in Gazap Üzümleri ve Bitmeyen Kavga’sı içimdeki ateşi harlandırmıştı. 12 Eylül döneminde yolumuz cezaevine düşünce, idare kitap, gazete ve radyoyu yasaklayınca ben koğuş arkadaşlarıma önce Mikhail Sholohov’un öykülerini aklımda kaldığınca anlatmıştım. O da bitince köyümüzün aşağı mahallesinden başlayarak insanlarını. Bu da benim öyküye adım atmamı sağlamıştı. 

İlk kitabım Gelincikle Uyanmak’ta biraz bizim köyün insanlarının, biraz da gerçeküstücülük ile dışavurumculuk arasında gezinen öykülerin toplandığı bir kitap oldu. Onu Cemreye Çağrı adlı şiir kitabı izledi. Henüz roman yazmaya cesaret edemiyordum ama bir gün bir arkadaşım, öykü kitabımı küçümseyen bir tarzda “bir roman yaz da görelim” dediğinde ona inat, yazmaya karar verdim. Önce kafamda bir nehir roman dizisi tasarladım. Serinin ilk romanı Gümüş Ay’a başlamak için önce bir taslak oluşturdum ama daha başlar başlamaz taslak bir yana atıldı, roman kendi yolunu buldu. Gökkuşağı Yayınları’nca basılan ilk halinde gerçek isimler vardı ama daha sonra kitabın kurgusunu tamamen değiştirerek, romanı Dünya’dan başka bir evrene, paralel evrenlerden birinde, Aydün adlı gezegene taşıdım. İkinci kitap Karanlık Ay’la birlikte Gümüş Ay Ceylan Yayınları’nca 2010 yılında basıldı. Ondan önce 1997 yılında Her Yüzde Yangın adlı şiir kitabı, 2005 yılında Buzdan Heykel adlı öykü ve yine 2010 yılında Beyaz Düşsel Kanatlar adlı şiir kitapları girdi. 

İlk kitabım Gelincikle Uyanmak’ta biraz bizim köyün insanlarının, biraz da gerçeküstücülük ile dışavurumculuk arasında gezinen öykülerin toplandığı bir kitap oldu. Onu Cemreye Çağrı adlı şiir kitabı izledi. Henüz roman yazmaya cesaret edemiyordum ama bir gün bir arkadaşım, öykü kitabımı küçümseyen bir tarzda “bir roman yaz da görelim” dediğinde ona inat, yazmaya karar verdim. Önce kafamda bir nehir roman dizisi tasarladım. Serinin ilk romanı Gümüş Ay’a başlamak için önce bir taslak oluşturdum ama daha başlar başlamaz taslak bir yana atıldı, roman kendi yolunu buldu. Gökkuşağı Yayınları’nca basılan ilk halinde gerçek isimler vardı ama daha sonra kitabın kurgusunu tamamen değiştirerek, romanı Dünya’dan başka bir evrene, paralel evrenlerden birinde, Aydün adlı gezegene taşıdım. İkinci kitap Karanlık Ay’la birlikte Gümüş Ay Ceylan Yayınları’nca 2010 yılında basıldı. Ondan önce 1997 yılında Her Yüzde Yangın adlı şiir kitabı, 2005 yılında Buzdan Heykel adlı öykü ve yine 2010 yılında Beyaz Düşsel Kanatlar adlı şiir kitapları girdi. 

Ay serisinin üçüncü kitabı Çamur Ay’ı yazdığım sırada çok yakın arkadaşlarımdan biri bana “Cemile, senin kitapların çok karamsar ve ağır, şöyle bizim okuyabileceğimiz bir şeyler yaz,” dediğinde “tamam,” diye yanıtladım onu. Ardından merkezinde çocuk istismarı ve kadına yönelik şiddet olan İffet’in Gelinliği’ni tamamladım. Evet, bu daha hafifti, arka planında siyasi olaylar olsa da ön planda kadın cinayeti, çocuğa yönelik cinsel saldırı, aşk ve kadın dayanışması vardı. Hafiften polisiye ve macera tarzında…. 

 

Yitik Menekşe de aynı tarzda yazılan bir kitap oldu. Bu kez siyasal arka plan daha kuvvetli, yine çocuk istismarı ve bir kasabanın bu istismarı bilerek seyirci kalması olayların başlangıç noktasını oluşturdu. O çocuğun büyüdüğünde üniversite eğitimini tamamlamak için bedenini satması, sonra 6-7 Eylül olayları mağduru babanın oğluyla yaşadığı aşk, kıskançlık, Gar Katliamında ayağını kaybeden kadın…. Yine aşk, hafiften polisiye ve macera…. 

Bu iki kitabın ardından Ay serisinin son kitabı Kadın Ay’ı tamamladım. 

Gümüş Ay, Karanlık Ay, Çamur Ay ve Kadın Ay, ayrı ayrı ele alındığında birer bağımsız kitap olarak kabul edilebilir olsalar da nehir-roman olarak yazılmıştır. Bu dört kitap yaşam çizgimin farklı dönemlerinin biraz ekspresyonist, biraz sürrealist ve biraz da büyülü gerçekçilik tarzında dile gelişi… Ekspresyonist; hani insanın yüreğine bıçak gibi saplanan o ilk bakışta kaba resimler vardır ya… Gerçeküstücü; hani o masalla karışık anlatımlar… Yaşadıklarımdan bazı kırıntılar değişip dönüşerek kitaba girmiş olsa da bu bir özyaşam öyküsü değildir, romanda yer alan karakterlerin hepsi kurmacadır ve bu dört kitap gerçekliğe ‘çalkantılı suların aynasında’ ışık tutmaktır. 

Serinin ilk kitabı Gümüş Ay, 12 Eylül sıkıyönetim döneminin sembolik anlatımıdır. Kitapta baskıcı bir ülke ve bu baskıya karşı direnen devrimciler ve arada kalan insanların hikayeleri anlatılmaktadır. Direnenlerin kaybetmesinin nedeni karşılarındaki gücün büyüklüğü kadar, mücadelelerinin halkın gözünde bir söylenceye dönmüşmüş olmasıdır da.  

Serinin ikinci kitabı Karanlık Ay’da cezaevleri ve tutsaklıklar irdelenmektedir. Yalnızca içerde olmanın tutsaklığı değil, çoğul tutsaklıklar; İçerde olmaya tutsaklık, kendi örgütsel yapılanmasına tutsaklık, aileye tutsaklık, eğitime, aşka, tutkuya…

Dizinin üçüncü kitabı Çamur Ay, kapitalizmin ve kapitalist ilişkiler içindeki insanın durumunun sembolik anlatımını içerir. İnsanın kendine yabancılaşması, üretime yabancılaşması ve bu yabancılaşma içinde umar arayan insanlar…

Dizinin dördüncü ve son kitabı Kadın Ay, çocukluğunun cennetini bulmak için yola çıkan bir kadının kendisi gibi cehennemvari bir yaşama itilen kadınları bulmasıyla başlar. Başka bir ülke ve başka bir şehir arayışı sırasında biraraya gelen farklı kültürden, sınıftan ve anlayıştan kadınların karşılaştıkları zorlukları dayanışma ile aşmasıyla birlikte, savaşlardan yıkımlardan sonra kendi geleceklerini kurmak için yola çıkmalarının masalsı öyküsüdür. 

Her yazarın kendince “en önemli yapıtı” olarak tanımladığı kitapları vardır. Benim için bu Ay serisin dörtlü romanıdır. Bu kadar büyük hacimde bir eser daha yazabilir miyim bilemiyorum. Şu anda elimde tamamlanmış bir öykü, bir şiir, bir çocuk kitabı, bir de şiirimsi kısacık öyküler olmak üzere yayımlanmayı bekleyen dört kitap ve bitirmek üzere olduğum bir başka roman ile henüz tamamlanmamış kedi şiirleri var. Gelecek ne gösterir bilinmez ama acılar üzerimize abandıkça edebiyatla onları dile getirmeye çalışmaktan başka yol kalmıyor bana. 

Ekonomik olarak darboğazda olan yayınevlerinde yeni kitapların ve ismi çok duyulmamış yazarların pek şansı olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Uzun yıllar boyu edebiyat dünyası ilişkiler ağının dışında kaldığımdan uzun yıllar bu kitapları bastıramadım. Klaros Yayınları ile tanışınca hepsini birden yayımlatmak gündeme geldi. Kitapların aynı anda basılması deprem dönemine denk düştü. Bu denli acıların yaşandığı bir süreçte kitaptan, romandan söz etmeye utanır olduk ama öte yandan edebiyat acıların dile gelmesi değil miydi? Kitapların aynı anda basılması satış açısından olumsuzluk içerse de, önemli olan onların bir anlamda benden çıkıp kayda geçmesiydi. Depremlerin ve acıların kasıp kavurduğu ülkemizde yarının neler getireceğini nasıl bilebiliriz ki?

Edebiyat hem acılarımızın dile gelmesi hem de merhemidir. Bu altı romanda çoğu insanın yaşadığı acılardan bazılarını bulacağını zannediyorum. Anlatmak sağaltmaktır da. Umarım bir nebze de olsa dile getirebilmişimdir.  

Cemile Çakır

Cemile Çakır

Tüm Yazıları