„RUHUN KIŞI“NA KARŞI ÖNLEM

Berin Uyar

Evde büyük bir temizlik harekatına giriştim. Önce çuval çuval giysi topladım. Dört büyük mavi torba. “Atma engelli” olduğum için, bir gün lazım olur diye evde tuttuğum şeyleri bir görseniz, şaşarsınız.

Ama bir de hayat deneyimim var ki, galiba beni engelli yapan da bu. Yıllardır bir kavanozun içinde duran, örneğin bir vidayı ya da hırdavatı ne zaman atsam bir kaç gün sonra lazım olur. Ninem de hiç atamazdı. Savaş görmüş, İngilizlere yıllarca esir yaşamış, aç kalmış bir nesildendi. Evde un, şeker olmayacak, kışın sırtımıza giyecek birşeyimiz kalmayacak diye ödü kopar, eskileri kırpar kırpar „yıldız“ yapardı. Yedi sülale, en büyükten en küçüğe aynı elbisenin farklı versiyonlarını giyerdik. Ben de bayılırdım onları giymeye. Hele de ipek kloş elbiseler. Eski ipekler yok ki artık. Hala bir iki parça duruyor evde.

Bir de Sümerbank ayakkabıları. Ayaklarımız çabuk büyür ama bu kösele ve deri ayakkabılara hiç bir şey olmazdı. Yine sırayla giyerdik aynı ayakkabıyı. Ne güzel günlermiş. İsraf yok, tutumluyuz ve başkalarının eşyalarını kullanmaktan, eski oyuncaklarıyla oynamaktan gocunmuyoruz, utanmıyoruz, paylaşıyoruz.

Bugün de kitap ve dosyalara giriştim. Kitap ayıklayanlar bilir, dünyanın en zor işidir. Kitaplarımla bir türlü helalleşemiyorum. Kocaman bir kutu içine artık okumayacağımı düşündüklerimi koydum. Eğer elime alıp da sayfalarını karıştırırsam, “hımmm, buna bir daha bakmalıyım” diye tekrar rafa çıkarıyorum. İki üç yıl önce de bir posta ayıklamış, öğrencilerime dağıtmıştım kitaplarımı. Yine biraz öğrencilere, biraz da isteyen arkadaşlarıma vereceğim. Bazı kitaplarımı da bazı arkadaşlarıma yakıştırdım. Onlara hediye edeceğim. Evet raflarda güzel duruyor ama, başkaları tarafından okunsa daha güzel olacak.

Bu arada elime bir kitap geçti Nuccio Ordine’nin “Hayat Boyu Klasikler” adlı denemeleri. Kıyamadım. Biraz karıştırıyorum şimdi. Bir de alıntı yapıp paylaşayım dedim.

Kitapta Roma’nın önemli İmparatorlarından Hadrianus’tan da bazı bölümler var. Eşcinsel olan ve genç sevgilisi Bithynialı (günümüzde Bolu) Antionous’un ölümüyle yasa giren Hadrianus, Markus Aurellius’a yazdığı mektuplarda anılarını anlatıyor ve dostluk, güç, aşk, savaş, yaşam ve ölüm hakkında felsefi düşüncelerini paylaşıyor. Kitaplar imparatorun barış amacıyla çok gezdiğini yazıyor.

Hadrianus ile sevgilisi Bithynialı Antionous

Antalyalı arkadaşlar kentteki Hadrianus kapısını bilir. Sadece Antalya’da değil Anadolu’nun bir çok yerinde de Hadrianus’un adını duymak mümkün. Öğrencilerle yaptığımız gezilerde, özellikle de Ege’de Hadrianus’un katkılarıyla veya anısına yapılan kapılar, hamamlar, heykeller, tapınaklar çıkmıştı karşımıza. Roma’nın vahşi ve acımasız kralları içinde belki de en barışçısı. Savaşmak yerine, giderek, gezerek konuşarak anlaşan, en azından anlaşmaya çalışan bir imparator. Biraz abartmış olabilirim ama, kendi coğrafyasının dışında da sevilen bir şahsiyet.

Antalya'daki Hadriyan Kapısı (Üç kapılar)

Anılarının bir bölümünde “inşa etme”nin önemi üzerinde duruyor. Ve diyor ki, “Kütüphaneler kurmak, „kamusal tahıl ambarı kurmak” demektir. “Ruhun kışına” karşı önlem olarak “stoklama yapmak” demektir. Bir kütüphaneyi yağmalamak ya da yakmak veya ölümüne yol açmak, içinden geçtiğimiz zamanın kışının apaçık bir göstergesidir. Kitap mirasımızı terk etmiş olduğumuzu anlamak için, Napoli’deki son derece değerli Girolamini Kütüphanesi’nin planlı kıyımını veya İtalyan Felsefe Araştırmaları Enstitüsü’nün kütüphanesinin (Casoria’daki bir depoda, kutular içinde bulunan) üç yüz bin kitabının trajik kaderini gözönüne almak yeterli olacaktır.” (Yıl 76 ile 138 arasında bir zaman)

Şimdi yıl 2021. Milli Kütüphanemizi utanmazca yok eden, tarihi el yazmalarını sorumsuzca dağıtan ya da yakılmaya gönderenler ve böylece hafızamızı silmeye yeltenenler utansın; okullar yerine camiler inşa edenler utansın diyeceğim ama… Utanan yok gördüğüm kadarıyla.

Yazar: Berin Uyar