FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Rüzgârla birlikte uçmak

Rüzgârla birlikte uçmak

Sevgili Tijen merhaba

Neredeyse üç aydır Köln’deyim. İstanbul yine  gözümde tütmeye başladı. Senden haber gelince çok seviniyorum.

Yola çıkarken evde kalmak

Burası bildiğin gibi:  İnsanın içine işleyen bir soğuk, kendini naza çeken soluk bir güneş, yağmurlar,  sağlık sorunları, günlük yaşam mücadelesinde yakalamaya çalıştığımız güzel anlar, arada bir çağrıldığım kitap tanıtım programları gibi etkinlikler ve bana huzur veren araştırma, okuma ve yazma çalışmalarım. Kültürel etkinliklerin içinde en hoşu Berin Uyar’la birlikte mektuplaşmamızı içeren Yola Çıkarken Evde Kalmak kitabımızı Köln’de tanıtmamızdı. Alevilerin düzenlediği harika bir etkinlik oldu çünkü hem ev sahiplerimiz bu etkinliği sevgiyle düzenlemişlerdi, -ne kadar cana yakın insanlar, doğrusu çok etkilendim- hem de ilgi yoğundu. Bir dönemi belgeleyen mektuplaşmanın önemli olduğunu düşünüyorum, bu nedenle seninle de Femtrak’ta mektuplaşıyoruz ya. Bakalım biz de bir gün feminist mektuplarımızı kitaplaştıracak mıyız?

(Berin Uyar ve Dersim’in Kayıp Kızları belgeselinin yönetmenleri Kazım ve Nezahat Gündoğanla Birlikte)

Rüzgârla birlikte uçmak

Bilmiyorum daha önce anlatmış mıydım:  Televizyonda Felsefenin Yıldız Saati diye İsviçre yapımı bir program var. Bu programa belli konularda uzmanlaşmış akademisyenler, yazarlar, çizerler davet ediliyor. Bunların içinden psikiyatrist Bertrand  Piccard beni  yaşam sevinci ve enerjisiyle çok etkiledi. Öylesine karizmatik ki insanı neredeyse hipnotizma ederek bambaşka bir dünyaya götürüyor. Sonradan uzmanlık alanının hipnoz olduğunu öğrendiğimde hiç şaşırmadım. Piccard aynı zamanda sıra dışı bir pilot,  balonla bir dünya turu yapmış, güneş enerjisiyle işleyen bir uçakla gezmiş. Serüvenci ruhuyla çocukluğumuzda okuduğumuz Jules Verne romanlarının kahramanlarını andırıyor. Piccard’ın söyleşi sırasında uçmak ile ilgili söyledikleri kafamda takıldı kaldı. Uçmada iki şey önemliymiş: Rüzgâra karşı değil de rüzgârla birlikte uçmak, kısaca rüzgârdan yararlanmak, aynı zamanda da duruma ve koşullara göre uçuş yüksekliğini ayarlamak.

Bertrand Piccard

Bu, yaşam için de çok güzel bir eğretileme (mecaz)  değil mi Tijencim? İnsanlar çoğu kez rüzgâra karşı uçtukları gibi uçuş yüksekliğini de ayarlamakta zorlanıyorlar. Yaşamak tıpkı uçmak gibi, bin bir sorun karşına çıkıyor, bu sorunları çözebilmek için direnebilirsin, yani rüzgâra karşı uçabilirsin ya da tam tersine böyle bir zorlama olmadan da yani rüzgârla birlikte uçarak, rüzgârdan yararlanarak da istediğin sonuca ulaşabilirsin. Uçma yüksekliğini ayarlamak da gerçekçi olmanı, duruma ve koşullara göre nasıl hareket etmen gerektiğini ayarlaman anlamına geliyor. Rüzgârla birlikte uçmak her zaman mümkün olmasa da, yaşam karşısında temel bir duruş gibi geliyor bana ne dersin? Söz gelimi hastalandığımızda da böyle değil mi, hastalıkla savaşabiliriz ya da hastalıkla birlikte yaşamasını yani rüzgârla birlikte uçmayı öğrenebiliriz. Piccard’ın yaşam sevinci, kendisiyle barışık hali, canlılığı ve heyecanı rüzgârla birlikte uçmanın ve uçuş yüksekliğini ayarlamanın ne kadar önemli olduğunu düşündürdü bana. Yaşam arkadaşım Norbert sürekli rüzgâra karşı uçtuğu için yaşamı kendine çok zorlaştırıyor, ben de bunu dengelemeye çalışıyorum. Zor iş ama başarıyorum, çünkü sorunların üstesinden gelmek için direnme gücünün bende de olduğunu düşünüyorum, önemli olan rüzgârı karşına almaman ve uçuş yüksekliğini doğru ayarlaman.

Kurmaca ile gerçeğin kesişmesi

Bu ayın benim açımdan en güzel yanı Meliha Yıldız’la tanışmam oldu. Çocukken babası tarafından cinsel saldırıya uğrayan, yıllar sonra da ailesinden hesap soran Meliha’yı uzun uzun anlatmayacağım, çünkü onunla ilgili bir yazım yer alıyor Femtrak’ta. 

Benim açımdan çok şaşırtıcı olan  Meliha’nın öyküsünün çocuğa cinsel taciz konusunu ele aldığım yeni romanım Hatırlayamadıklarımız’da yazdıklarımla bire bir örtüşmesiydi. Meliha’nın öyküsü, tacizi yaşaması, direnmesi, arayışı, ailesine karşı mücadelesi, kadınlarla dayanışması, sanatın sağaltıcı gücü ile romanımdaki çeşitli karakterlerin yaşadıkları arasındaki benzerlik şaşırtıcıydı, sanki ben roman aracılığıyla doğrudan Meliha’nın yaşamını anlatıyordum. Buna benzer bir olayı Ukrayna’da bir kadının kimlik arayışını anlattığım Lena, Leyla ve Diğerleri oyunuyla da yaşamıştım. Ukraynalı bir kadın oyun sonrası yanıma gelerek “Ben Lena’yım, siz benim öykümü anlatmışsınız ”demişti. Bu yaşantılar bana doğru yolda olduğumu gösteriyor, kitaplarımı okuyan ya da oyunlarımı izleyenler az da olsa sorunların can alıcı noktalarını çıkardıkça ve derinine indikçe doğru yoldayım, bundan eminim.

Joan Baez’in açıklaması ve tacizin nedenleri

Çocuğa cinsel taciz deyince yeni izlediğim Joan Baez belgeselinden de söz etmeden duramayacağım. Bu belgeselde öteden beri çok hayran olduğum Joan Baez ve kız kardeşi  babalarını onları çocukken taciz etmekle suçluyorlar.  Anne ve baba bu suçlamayı reddediyor. Ama Joan Baez belgeselde bunu öylesine üstü kapalı bir biçimde dile getiriyor ki  taciz olayının gerçek mi olduğu konusunda insan duraksıyor. Öte yandan insan emin olmasa, babasını böyle bir şeyle suçlayabilir mi? Bu belgesel de kafamda bir soru işareti olarak kaldı. Bakalım sen izleyince ne diyeceksin? Ben çocuk tacizi konusunu ataerkil ve cinsiyetçi bir toplumda yaşanan en korkunç ve en uç bir olay olarak görüyorum. Kırsal kesimde çocuk zaten ailenin, özellikle de ailenin reisi olan babanın malı olarak görülüyor, insanın kendi malını dilediği gibi kullanma hakkı olduğuna göre buna kim ne diyebilir? Ataerkillik duvarlarının yavaş yavaş çatlamaya başladığı kentsel kesimlerdeyse erkek kendi iktidar ve gücünün azaldığını görünce şiddete ya da tacize başvuruyor. Gücü çocuklara yettiği için de kurbanlar genellikle çocuklar oluyor. Hatırlayamadıklarımız romanımda her iki toplumsal kesimden de failler var, kurbanlar da var ama kurban olarak kalmıyorlar,  bu kadar karanlık bir konuyu ele alan bir romanın en umut verici yanı da bu.

Elif Şafak, Mine Kırıkkanat

Mektubumu bitirirken Mine Kırıkkanat ve Elif Şafak tartışmasına kısaca değinmek istiyorum. Biliyorsun Kırıkkanat Elif Şafak’ı intihalle suçladı ve ona karşı açtığı davayı kazandı.  Elif Şafak’ın bu absürt davada nelerle suçlandığını görünce dondum kaldım. Bu konuda Metin Celal’in yazısı çok güzel ipuçları veriyor. Ama en korkuncu insanların konuyu bilir bilmez Elif Şafak’a saldırmaları oldu. Neyse konuyu uzatmayayım, çünkü bu tür iğrenç olaylar yaşam sevincimi ve enerjimi tüketip bitiriyor. Yalnız şu kadarını iç rahatlığıyla söyleyebilirim. Herkes herkesten ve her şeyden etkilenebilir, bunda ne bir tuhaflık ne de bir suç olabilir.

Yakında yine yazışmak üzere sevgiyle kal.

 

Zehra

 

 

Zehra İpşiroğlu

Zehra İpşiroğlu

Tüm Yazıları