Sabaha kadar denizi düşündü…

Rukiye Taşkın

Kitap ismi: Samed Behrengi – Bütün Öyküleri

Yayınevi: Panama Yayıncılık

Sayfa: 319

Samed Behrengi’nin tüm öykülerinin derlenip toplandığı, çocuklara toprağı, ağaçları, adaleti ve doğuyu sevdiren, her öyküyü okurken beni de ilkokul yıllarıma alıp götüren, içimdeki çocuğun hırslı, sabırsız yanlarını tetikleyen harika bir eser.

Kitap 11 öyküden oluşuyor. İlk öykü ‘Bir Günlük Düş ve Gerçek’de babasıyla birlikte, sefaletin kol gezdiği bir taşra kasabasından başkente, Tahran’a ekmek parası kazanmak ümidiyle gelen Latif’in 24 saati anlatılır. Latif’in arkadaşları Kasım, Ahmet Hüseyin ve biletçi Ziver’in oğlu da Latif gibi yoksul aile çocuklarıdır. Bu çocuklar sokaklarda, pazarlarda bir şeyler satarak ailelerinin geçimlerine destek olmaktadır. Latif’in babası da bir el arabası uydurarak seyyar satıcılık yapmaya, her gün iki çuval patates satmaya başlar. Kazandığı paranın bir miktarını sılada bıraktığı karısı ve diğer çocuklarına gönderecektir. Tahran’ın iki ayrı kesime ayrıldığı, kuzeyinde zenginliğin, güneyinde yoksulluğun hüküm sürdüğü bu şehirde Latif, ömrü boyunca sıkıntı çekmeyen, her istediği ebeveynleri tarafından karşılanan zengin çocuklarının şımarıklığı ve yoksullukla acıya gark olmuş çocukların incinmişliği arasında bir oyuncakçı dükkanının önüne kadar gelecek, kapısında kocaman oyuncak bir deve ile karşılaşacak ve onu elde edememenin üzüntüsüyle “şiddet” duygusuyla tanışacaktır.

Kitabın ikinci öyküsü ‘Bir Şeftali Bin Şeftali’de ise iki fakir köy çocuğunun, Sahibali ile Pulad’ın hikayesi karşılıyor bizi. Köy ağasının şımartılmış kızına giden meyve sepetinden yere düşen bir adet kadife tenli, pembe yanaklı, üstelik konuşmak, kendini anlatmak isteyen bir şeftali çıkıyor karşımıza. Behrengi bir meyvenin yaşamını, çekirdekten gençliğe, olgunluktan ölüme dek hayatını, şeftalinin kendisinden öyle bir anlatıyor ki hayranlığımdan bazı paragrafların üzerini iki kez geçtim okurken. Sahibali ve Puhad sepetten düşen ve sıcaktan bunalan şeftaliyi, karınlarının açlıktan kazınmasına rağmen ırmağın serin suyunda dinlendirip soğutarak yiyorlar. Çekirdeğini ise adeta kutsayarak saklayıp, sonunda onu dikecekleri bir yer buluyorlar. Bu iki çocuğun tek hayali, kendi gibi meyve yemekten mahrum arkadaşlarının, bu ağaçtan faydalanabilmeleri… Ona öyle iyi bakmak istiyorlar ki bu uğurda dağın eteklerindeki taşlıklara kadar gidip, o taşlıkların arkasına iniyor ve taşların altından semiz bir yılan buluncaya kadar uğraşıyorlar. Buldukları o ilk yılanı bir sopa darbesiyle ortadan ikiye böldüklerinde içinden iki fare ve bir serçe çıkmasına rağmen, parçalara ayırıyor ve şeftali çekirdeğinin yanına yamacına gübre olarak gömüyorlar. Daha fazla devam etmeyeyim ‘buraya, virgül koymak istiyorum.

Kitap, Kel Güvercinci (Keloğlan), Ulduz (Yıldız) ile Konuşan Bebek, Pancarcı Çocuk, Feleği Arayan Adam, Iki Kedi Duvarda Biri Ak Biri Kara, Akıllı Keçi, Sevgi Masalı, Yıldız ile Kargalar, Küçük Kara Balık öyküleriyle devam ediyor ve “denize ulaşmak isteyen” her çocuğu, hatta her yetişkini okunması için dört gözle bekliyor!

Behrengi, İran’da 1925 – 1979 yılları arasında hüküm süren Pehlevi Hanedanlığı (Dudmān-e Pahlavi) zamanında ülkenin kuzey batısındaki en büyük şehir olan Tebriz’de dünyaya geliyor (24 Haziran 1939). Azeri asıllı bu genç öğretmen Fars ve Azeri halk kültürü üzerine incelemeler yapıyor. Halk dilinde dolaşan masalları, söylenceleri derleyip topluyor, onlara yeni bir biçim kazandırıyor. İleriki zamanlarda çocuk öyküleri yazmaya başlayan yazar öykülerinde adalet, eşitlik, sorgulama ve direnebilme gibi kavramları işliyor. Rıza Şah Pehlevi’nin tahtta olduğu o dönemde metinlerini Şahlık düzenine bir nevî karşı çıkış, baskı yönetimine başkaldırı olarak hazırlıyor ve bu şekilde hem bulunduğu ülke, hem de dünya halklarına nasihatler gönderiyor.

Yazarın 31 Ağustos 1967 yılında (henüz 28 yaşında) Aras Nehri’nde yüzerken boğulduğu söylentisi etrafa yayılmaya çalışılsa da, ölümü hâlâ şüpheli ve sır dolu olarak görülmekte…

Kitapta altını çizdiklerim: Bir Şeftali Bin Şeftali

“Hepimiz aynı ağacın çocuklarıydık.”

“Aynı anda hem ölüyor hem de yeniden hayat buluyordum.”

“İşte ben, yeni bir yaşamı yaratmaya hazır bir çekirdeğe sahiptim. Çünkü ben ve çekirdek bir bütündük. Tıpkı insan ile onu var eden düşünceleri gibi.”

“Eğer bir şeftali kurtlara kanar, onların etlerine işlemesine, çekirdeklerini kemirmesine duyarsızlaşır ise ölür. Eğer çekirdeğindeki gizli güçle yaşama bağlanırsa ve gelişme ortamına sahipse her şeftali gelişir.”

Yıldız ile Konuşan Bebek

“Işık ne kadar cılız olursa olsun yine de çevresini aydınlatır.”

“Anlatacak hiçbir şeyi yoktu. Tabii ki söyleyecek çok şeyi vardı ama anlatılcak gibi değildi.”

“Lütfen şımarık, kendini beğenmiş çocuklar, bizim bu masalımızı okumasınlar. Hele son model arabalara binen burunları bir karış havada olup sokaklardaki, kaldırımlardaki evsiz barksız, kimsesiz çocukları, yoksul ve işçi çocuklarını hor gören, insan yerine bile koymayan şımarık zengin çocukları hiç okumasınlar.

Ama kötü, kendini beğenmiş çocuklar da düşüncelerini, davranışlarını, önyargılarını değiştirip düzeltecek olurlarsa, onlar da Samed Behrengi öğretmenin masallarını okuyabilirler.”

Küçük Kara Balık

“Kimse aklımı çelmedi. Benim düşünmek için aklım, görmek için gözlerim var.”

“- Dünya o kadar büyüktür ki her yerini dolaşamazsın.

 – Zararı yok, gidebildiğim kadar giderim ben de.” (Özgürlüğün Savunması)

“Akıp da bir yere varamamak mümkün mü?”

“On bir bin dokuz yüz doksan dokuz küçük balık ‘İyi ̇Geceler’ dileyerek yatmaya gitti. Büyükanne de uykuya daldı. Ama küçük bir balık ne yaptı ne ettiyse de uyuyamadı. Sabaha kadar denizi ̇düşündü hep.”

Kel Güvercinci (Keloğlan)

“Son pişmanlık yararsızdır.”

“Toplumu ve sorunlarını tanımak için daha binlerce soru sormanız gerek. Şunu da bilmelisiniz ki toplum evinizin dört duvarı arasında değil, toplum yurttaşlarımızın yaşadığı her noktadadır. Irak köylerden tutun da irili ufaklı şehirlere dek. Çamurlu ve hayvan dışkılarıyla dolu köy sokaklarından tertemiz şehir caddelerine kadar. Dar daraşık, karanlık ve sinek dolu yoksul köy evlerinden zengin şehirlerin pırıldayan köşklerine kadar. Üstü başı dökülen ve ücretli çalışan çiftçi çocuklarından, halı dokuyan çocuklardan tutun da en önemsiz besini tavuklu pilav, hindi, muz ve portakal olan çocuklara kadar… Bütün bunlar atalarından miras olarak alacağınız toplum. Atalarınızın mirasını el değmeden çocuklarınıza ulaştırmamalısınız. Kötülükleri azaltmalı ya da yok etmelisiniz. Güzelliklerini arttırmalı ve rahatsızlıkların ilacını bulmalısınız. Toplum, aynen korunması gereken bir emanet değil. Toplumu tanımanın ve sorulara yanıt aramanın birkaç yolu var. Bu yollardan biri de köylere, şehirlere gidip her katmandan halkla oturup kalkmak. Öbür yolu da kitap okumak. Tabii her kitabı değil. Kimileri der ki: “Her kitap bir kez okunmaya değer.” Bu saçma bir söz. Dünyada o kadar çok kitap var ki ömrümüz bunların yarısının yarısını okumaya yetmez. Bu durumda kitapların arasından güzel olanları seçmeliyiz. Çeşitli sorularımıza doğru yanıtlar veren, bizi kendi toplumumuzla ve diğer milletlerle tanıştıran, toplumsal rahatsızlıkları bize gösteren kitapları seçmeliyiz. Bizi sadece oyalayıp aldatan kitaplar yırtılıp yakılmaya yarar.

Çocuklar masal ve öyküyü istekle okurlar. Değerli masallar ve öyküler size insanları, toplumları ve yaşamı tanıtır ve nedenleri açıklar. Sadece oyalanmak için masal ve öykü okunmaz. Bu yüzden bende akıllı çocukların öykü ve masallarımı sadece oyalanmak için okumalarını istemiyorum.”

Yazar: Rukiye Taşkın