FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

SALAR DE UYUNİ

SALAR DE UYUNİ

 

Thunupa Dağ Tanrıçası kendine eş olarak Q’osqo Dağ Tanrısını seçer. Bir kaç yıl mutlu yaşadıktan sonra Q’osqo tanrıça Kusuña tarafından baştan çıkarılır. Bir oğula gebe olan Thunupa üzüntüsünden ağlar ve gözyaşları sütüne karışarak tüm düzlükleri kaplar. Bu efsane 10.582 km² lik alanı kaplayan dünyanın en büyük tuz göllerinden biri olan Salar de Uyuni’nin oluşma mitlerinden biridir. 

Göl kenarındaki halk ise, Dağ Tanrıçası Yana Pollera’nın hem Q’osqo hem de Thunapa ile aşk yaşadığına inanır. Babasının hangisi olduğu konusunda sürekli savaşan iki Tanrı yanardağdan bebek volkanını korumak için onu çok uzaklara gönderir. Ancak tek başına hayatta kalamayacağından endişe eder ve beslenmesi için tüm ovayı sütüyle doldurur…

Aymara inancına göre, tanrılar mağara, yamaç veya nehir şeklini almayı seçebildiğinden, belirli jeolojik oluşumlar halk tarafından kutsal kabul edilir. Ayrıca insanlarla ilişkilerini göstermek için de onları kişiselleştirirler!

Çevrenizi saran yoğun bir beyazlığın içerisinde tuz kristallerinin pırıltılarının ufuk çizgisi ile birleştiği noktayı seçebilmeniz için gözünüzün uçsuz bucaksız uzaklığa alışması gerekiyor… Yağmur mevsiminde tuzun üzerinde biriken ince tabaka halindeki hareketsiz su, ayna etkisi yaratarak gökyüzünün yeryüzüne karışmasına sebep oluyor. Ve gölün üzerindeki her cismin aksını görme şansını veriyor. Bu optik illüzyon şöleninin yarattığı etki sizi Dünya’dan bambaşka bir yere götürüyor. Kimisi buraya ‘’Cennet’’ diyor kimisi aydınlanma ve yüzleşme meydanı. Neredeyse kör eden ışıltıya alışıp, ayaklarınıza batan sert tuzun acısını hissedince ise ‘Hiçlik ve Sonsuzluk’ arasında gidip geliyorsunuz.

Bu hiçlikle sonsuzluk arasında, turistlerin neşesinden çok uzakta, ufuk olduğunu sandığınız bir çizgide tuz kamyonlarını ve tuz parçalarını kürekleyen işçileri görürsünüz. Doğa ve insan emeğinin birleştiği bu nokta kapalı bir gerçeğin belli belirsiz göründüğü noktadır.

Salar de Uyuni’de körlük ve yanık tehlikesi ile karşı karşıya kalarak çalışan yerli halk, yılda yaklaşık 25 ton tuz çıkarıyor. 

Tuz rezervinin 10 milyar ton olduğu söylenen bu bölgedeki tuzlu yüzeyin altında ayrıca dünyanın toplam arzının %50’sine sahip olduğu tahmin edilen lityum rezervi var. Lityum elektrikli araçların aküsünde kullanılan dünyanın en hafif metali. Ve tabi ki benim yazı yazdığım ve sizin okuduğunuz bilgisayar ve cep telefonlarının vazgeçilmezi. Artan talebi ve de Bolivya’nın Latin Amerika’nın en fakir ülkelerinden biri olduğunu düşününce olay örgüsü yavaşça beliriyor.

Morales hükümeti zamanında doğal rezervler kamulaştırıldığı ve kaynaklar üzerindeki devlet kontrolünün genişletilmesi politikası izlendiği için Bolivya’daki yabancı yatırımcılara haliyle pek güvenilmiyor. Ancak sermaye, emek ve doğa yan yana gelince de çözüm bulmak hiç kolay değil.
Yabancı şirketlerin Bolivya’dan kaynak çıkarmaya çalıştıkları kısa bir dönem olmuş. Ama bölgedeki Potosi sakinlerinin muhalefeti ile tesisler kapanmış. Yerel halk ve Bolivya hükümeti ülkenin bir çok değerli maden ve kaynaklarının çıkarılma-üretim sürecini denetliyor ve yapılan anlaşmalar ile bölge halkının yeterince fayda sağlamasına çalışılıyor. Devletin kurduğu Bolivya Madencilik Şirketi yabancı sermaye ile yapılan anlaşmalarda çoğunluk hisseye sahip ve tüm yatırımcılar karşısında bütün madencilik faaliyetlerinde ve gelişmelerinde esas söz sahibi. Bolivya hükümeti lityumu sadece çıkarmak değil dışa bağımlı kalmamak için aynı zamanda  işlemek ve kendi akü fabrikasını kurmak istediği için yapılan anlaşmalar iptal olabiliyor. Lityum madenciliği yöre halkına iş ve refah sağlasa da ciddi çevresel kaygıların dışında sendikalar işçiler için verilen sözlerin tutulmadığına işaret ediyor. Ayrıca yöre halkı geçim kaynağı olan tuz madenciliğinin meydana gelebilecek çevre felaketi yüzünden sekteye uğrayacağını düşünüyor.

Zaman geçtikçe lityuma duyulan ihtiyaç artıyor ancak Bolivya’daki durum bir ileri iki geri şeklinde belirsizliğini koruyor. Öncelik verilen insan ve doğa haklarının, ekonomik refah ile olan ilişkisi karışık ve zor anlaşmalar gerektiriyor. Belki de hassas konular söz konusuysa tam da  olması gereken zaten bu.

Şimdi dönelim Kaz Dağları’ndaki ya da İkizdere’deki sermaye – doğa ve yerli halk – devlet ilişkilerine…

Ilgın Erarslan Yanmaz

Ilgın Erarslan Yanmaz

Tüm Yazıları