FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Sanata saldırı ve iklim krizi

Sanata saldırı ve iklim krizi

Doğu Cermen kavimlerinden olan Vandallar, Kavimler Göçü sırasında 5. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun değişik eyaletlerini yağmalamalarıyla tanınırlar. Bugün kullandığımız “Vandalizm” terimi de onlardan geliyor. İlk kez 1794 yılında Blois piskoposu Henri Grégoire tarafından Fransız Devrimi’nin ardından sanat eserlerinin yok edilmesini tanımlamak için kullanılan kelime, daha sonra Avrupa’da hızla benimsendi.

Sanat, çok güçlü bir olgu. Bu nedenle de resim ve heykel gibi ulaşılabilir sanat eserlerini hedef alarak herhangi bir söyleme dikkat çekmeye çalışmak her zaman var oldu. Asit ve boya atmaktan tutun, bıçakla saldırmaya, kırıp parçalamaya, rujla boyamaya hatta sakız yapıştırmaya kadar pek çok yol denendi, bir kısmı başarılı oldu ve onarılmaz zararlar verdi.

Bu yıl, özellikle de Ekim ayından itibaren dünyanın en önemli sanat eserlerinden bazısı iklim aktivistlerinin saldırısına uğradı. İklim krizine dikkat çekmek amaçlı bu eylemleri kimler hangi mantıkla tasarladı bilmiyoruz çünkü çıkan farklı sesler bir anlam oluşturmadığı gibi tam bir kakofoni yaratıyor. 

İlk kez 1980’lerde duyduğumuz “kriz” ifadesiyle birlikte çevreci örgütlerin sayısı arttı, yeşil partiler kuruldu ve çevreci anlayış siyasetin içine girdi. Aslına bakarsanız zaten çevrenin bozulmasının en önemli sorumluları siyasetin ta kendisiydi. İklim krizinin sebeplerinden biri dünyamız hiç bozulmayacakmış gibi yapılan yanlış endüstriyel yatırımlarsa bir diğeri eğitimsizlik. Yanlış tarım politikaları, kötü şehir planlamaları ve halkın ihtiyacına cevap vermeyen yatırımlarla küresel dengenin bozulduğu konusunda herkes hemfikir. Ekonomik açıdan zorlanan ülkeler ya da kesimlerde yaşanan felaketlerin gelişmiş ülkelerdekinin aksine daha az ses getirmesi son yıllarda iklim aktivistlerinin eylemlerinin ana konusu oldu.  Olmasına oldu da kamu politikalarında herhangi bir değişme yaşanmadı.

30 Mayıs’ta Paris’te Louvre Müzesi’nde sergilenmekte olan Leonardo da Vinci’nin ‘Mona Lisa’ tablosuna beraberinde getirdiği kremalı pastayı fırlatan, 14 Ekim’de Londra’da National Gallery’de sergilenmekte olan Van Gogh’un ‘Ayçiçekleri’ tablosuna domates çorbası; 23 Ekim’de Postdam’da Barberini Müzesi’nde sergilenen Claude Monet‘ye ait ‘Tahıl Yığını’ adlı tabloya patates püresi atan, 28 Ekim’de Lahey’de Mauritshuis Müzesi’nde bulunan Vermeer’in ‘İnci Küpeli Kız’ resmine kafasını yapıştırdıktan sonra bir kutu domates konservesini kafasından aşağı döken, 4 Kasım’da Roma’da Bonaparte Sarayı’nda gene Van Gogh’a ‘Ekici’ adıyla bilinen tabloya sebze püresi fırlatan, 15 Kasım’da Viyana’da Leopold Müzesi’nde sergilenen Gustav Klimt’in ‘Ölüm ve Yaşam’ tablosuna siyah boya dökenlerin iklim krizine dikkat çekmeye çalışırken sanatseverleri karşılarına almaları dışında ellerine hiçbir şey geçmedi. 

Sanat, insanoğlunun uzun yolculuğunda hep var oldu. Dünyada yaşanan iklim krizine hiçbir dahli olmayan belki de tek olgu, sanat… Gerçek sorumlular yerine en masuma zarar vermek ise insanoğlunun doğası.

Ayşe Didem Bayvas

Ayşe Didem Bayvas

Tüm Yazıları