FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

SİNEMANIN GÖRMEZDEN GELİNEN KADINLARI

SİNEMANIN GÖRMEZDEN GELİNEN KADINLARI

8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle sinema tarihinden önemli bulduğum ve sevdiğim kadın yönetmenlerden ve filmlerinden söz etmek istiyorum. Sanırım öznel bir liste olacak ortaya çıkan. 

Sinemanın ilk yıllarında erkek oyunculara kadınlardan daha çok para ödeyen sinema dünyasında, kadın yönetmenler seslerini duyurabilmek için her zaman çok çaba sarf ermek zorunda kalmışlardır. Sinema endüstrisi tarafından sürekli dışlanır ve ayrımcılığa uğrarlar. Çevresinde güçlü bir erkek sinemacı bulamayanlar film yapmak için para bulmakta zorlanmışlardır. Erkek yönetmenlere sağlanan olanaklar onlardan esirgenmiştir. Son yıllarda durum biraz farklılaşmaya başlasa da yine de işleri oldukça zor.

 

Alice Guy- Blache (1873–1968); Georges Melies (1861–1938) ve Lumiere kardeşlerle aynı yıllarda ilk filmini gerçekleştirmesine rağmen sinema tarihçileri tarafından adı anılmamış ve yıllar boyu yok sayılmıştır. Gaumont Yayınevi sahibi Leon Gaumont’un sekreteri olan Alice Guy, Gaumont’un ona boş film sağlaması ve binasının arkasındaki terasta çekim yapmasına izin vermesi ile 1896’da ilk filmi Sıkıntıdaki Peri’yi çeker. Ardından da olağanüstü bir üretkenlikle sayıları yedi yüzleri bulan kısa ve uzun filme imzasını atar. Aslında ilk kurmaca filmi çeken Melies değil Alice Guy’dır. Evlenene kadar Paris’te yaşayan yönetmen daha sonra Amerika’ya yerleşmiş ve orada film şirketini kurmuştur.

Lina Wertmüller (1926) İsviçre kökenli bir aileden gelir ama İtalya’da doğar ve filmlerini İtalya’da gerçekleştirir. Ünlü yönetmen Federico Fellini’nin 8 ½ (1962) filminde asistanlık yapar ve ardından sinema tarihinin önemli filmlerine imza atar. İlk filmi Sürüngenler’i 1963’de, Hadi Erkeklerden Konuşalım’ı 1965’de çeker. Giancorlo Giannini ile birlikte çektiği The seduction of Mimi’ (1972) Cannes Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü alır. Kara komedi tarzında çektiği Yedi Güzeller (1975) 1977 Oscar’larında 4 dalda aday olur. Filmlerinde İtalyan toplumuna ve kadına bakışı komik, şaşırtıcı, grotesk ve eleştireldir. Uçan Süpürge Film Festivali 2007’de filmlerinin toplu gösterimini yaptığında onu “anarşist ruhlu aristokrat” diye tanımlamıştı. 

Fransız Agnes Varda (1928-2019) ise “Fransa Yeni Dalgası’nın Büyükannesi” diye anılır. Aslında Yeni Dalga akımının öncülerinden olan Varda, akımın erkek yönetmenleriyle aynı yaşta olmasına rağmen “büyükanne” diye nitelendirilerek öncü değeri azaltılmak istenir.  Kariyerine fotoğrafçılıkla başlayan ve çok üretken olan yönetmen, filmlerinde kadın duyarlılığını ve toplumun duyarlılıklarını başarılı bir görsellikle buluşturur. 1961’de çektiği 5’den 7’ye Cleo Yeni Dalga’nın simgesi haline gelmiş bir filmdir. Agnes’in Plajları’nı 2008’de çektiğinde 80 yaşındadır ve film otobiyografik bir belgeseldir. 2017’de Mekanlar ve Yüzler’i çektiğinde ise yaşı 89 olmuştur.  Veda filmi Agnes, Varda’yı Anlatıyor’u 90 yaşında çeker bu üretken kadın ve tüm samimiyeti ile kendi yaşamına ve sanatına bakar. Filmi 69. Berlinale’de gösterip, özel ödülünü aldıktan kısa bir süre sonra da hayatını kaybeder.

Yeni Zelandalı Jane Campion (1954) seksenli yıllarda film çekmeye başlar ve kısa filmi Peel (1986) Cannes’da ödül alır. Yönetmenin isminin duyulması ise 1993 yapımı Piano filmiyle olur. Piano aynı yıl Oscar’da kadın oyuncu ve senaryo ödüllerini alır. Yine aynı filmle Altın Palmiye’yi alan tek kadın yönetmen unvanını kazanır, aynı zamanda yönetmen olarak Oscar’a aday gösterilen dört kadından biridir Jane Campion. Diğerleri ise Lina Wertmüller, Sofia Coppola ve Kathryn Bigolow’dur. Oscar’ı alan tek kadın ise The Hurt Locker (2009) filmiyle Kathryn Bigolow iken The Power of the Dog ile de Oscar’da “En İyi Yönetmen Ödülü”ne Jane Campion’da kavuştu.

Polonyalı Dorota Kedzierzawska (1957) ise son yıllarda çektiği filmlerle benim favori yönetmenlerimden oldu. Lodz Ulusal Film Okulu’nda eğitim alır. “Güçlüler, her şeyi planlayan, başarıdan başarıya koşan insanlar beni ilgilendirmiyor. Zayıf insanlar yaşama daha başka bakıyorlar.” diyen Dorota Kedzierzawska zayıfların dünyasına eğilir. Yoksulluk ve yoksunluk çeken çocuklar, yetişkinlerce dışlanan çocuklar, ya da çocukları tarafından dışlanan yaşlılar üzerine filmler çeker. 1994 yapımı iki çocuğun kaçışını anlattığı Kargalar, siyah-beyaz ve kusursuz bir görsellikle çektiği, yaşlı bir kadının eviyle kurduğu çaresiz ilişkiyi anlattığı Ölmek Zamanı (2007) yönetmenin en iyi filmleridir. 

Polonya Sineması’ndan bir başka önemli yönetmen ise Agnieszka Holland’dır. Zorlu bir yaşamı olan yönetmen Prag Sinema Okulu’nda eğitim alır. Yurda döndüğünde çektiği filmler ülkesinde yasaklanır. 1981’den sonra Polonya’dan ayrılmak zorunda kalan Holland film çalışmalarına Fransa ve Almanya’da devam eder. Fransa’da Bir Rahibi Öldürmek (1988) filmini, Almanya’da da onu dünyaya tanıtan Avrupa-Avrupa’yı (1990) çeker. Tutkunun Şairleri (1995) ise en sevdiğim filmidir. 

Dünya sinemasında sözü edilecek daha pek çok kadın yönetmen var ama bu listenin öznel olacağını başta belirtmiştim. İran Sineması’ndan birkaç ismi anarak bu bölümü kapatmak istiyorum: Rahsan Beni-Etemad, Tahmineh Milani, Samira Makhmalbaf, Hana Makhmalbaf ve Marziyeh Meshkini bence takip edilmesi gereken yönetmenler.

Türkiye’nin kadın yönetmenlerine gelecek olursak; Ankara Üniversitesi Öğretim üyesi Ruken Öztürk, “Sinemanın Dişil Yüzü / Türkiye’de Kadın Yönetmenler” kitabında, Yeşilçam’ın 24 kadın yönetmenini dünyadaki kadın yönetmenlerle paralellik kurarak anlatır. Sinemadaki erkek söyleminin, “İlk kadın yönetmen” tartışmaları dışında, kadınların yönetmen olarak varlıklarını dışladığına işaret eder. Bu konudaki saptaması ise şöyle olur: “İlk kadın yönetmen tartışmasıyla birlikte sözlü gelenekte, Bilge Olgaç dışındaki yönetmenlerin “gerçekten yönetmen olup olmadıkları” tartışmalıdır; çoğunlukla onların yönetmen sayılmadıkları gözlenmiştir. Bunun da nedeni, bu yönetmenlerin sinemada uzun süreli kalmamaları ve kalıcı ürünler verememeleridir.” Ruken Öztürk’ün kitabında kadın yönetmenler üç bölümde incelenir: 1-“Erkek olmayan” İlk Kadın Yönetmenler (1951–1980): Cahide Sonku, Nuran Şener, Feyturiye Esen, Bilge Olgaç, Birsen Kaya, Lale Oraloğlu, Türkan Şoray, Ayten Kuyulu Ürkmez 2-“Kadın Sinemasının” Kadın Yönetmenleri (1980–1990): Nisan Akman, Mahinur Ergun 3-Siyasallaşmaya Doğru Kadın Yönetmenler (1990–2002): Füruzan-Gülsün Karamustafa, Canan Gerede, Tomris Giritlioğlu, Işıl Özgentürk, Biket İlhan, Seçkin Yasar, Handan İpekçi, Canan Evcimen Obay, Fide Motan, Yeşim Ustaoğlu, Sunar Kural Aytuna, Jülide Övür-Necef Uğurlu.

Batı’da olduğu gibi Türkiye’de de ilk kadın yönetmenler hakkında çok az bilgi bulunmaktadır, aynı zamanda çoğunun filmlerine de ulaşmak çok zordur. Çeşitli kaynaklarda Cahide Sonku ilk kadın yönetmen olarak anılıyor. Bazı kaynaklar ise Feyturiye Esen, Birsen Kaya ve Bilge Olgaç’ı onunla birlikte ilk kadın yönetmenler olarak belirtiyor.

Cahide Sonku (1916–1981) Bataklı Damın Kızı Aysel ile ünlü olmuş bir oyuncudur. Daha sonra Sonku Film şirketini kurar ve üç filmde yönetmenlik yapar. İlk filmi Vatan ve Namık Kemal’dir (1951) ve Sonku filmin üç yönetmeninden biridir. Beklenen Şarkı’yı (1953) yine iki yönetmenle birlikte, 1956 yapımı Büyük Sır’ı ise bir yönetmenle birlikte çeker. Bundan sonra sinemada pek varlık gösteremez ve son yıllarını sefalet içinde geçirir.

Ama asıl Feyturiye Esen, Birsen Kaya ve Bilge Olgaç ilk kadın yönetmenler olarak kabul edilir. Çünkü Sonku tek başına bir filme imza atamamıştır.

Feyturiye Esen (1928–2004), Cahide Sonku’dan sonra 2. yapımcı olur ve kızının adını taşıyan Hilal Film’i kurarak sinemaya girer. Ancak yönetmen olarak film çekmesi, 1965 yılında Canım Benim filmiyle olur.

Birsen Kaya (1943), Halit Refiğ’in Gurbet Kuşları’ı filminde asistanı olarak çalışarak sinemaya adım atar. 200’e yakın filmde çeşitli yönetmenlere asistanlık yapan Kaya, yarım kalan Kanlı Kader filmini tamamlayarak yönetmenliğe geçer. Senaryolarını da kendisi yazdığı pek çok filme imza atar. 

Bilge Olgaç (1940–1994) ilk kadın yönetmen olmasının yanında en fazla film çeken kadın yönetmen unvanını da taşır. 1965’de Üçünüzü de Mıhlarım filmiyle yönetmenliğe başlar. Linç (1970), Bir Gün Mutlaka (1975), Kaşık Düşmanı (1984), İpekçe (1987) ve Kurşun Adres Sormaz (1992) toplumsal sorunlara eğilen filmlerdir. Bilge Olgaç 54 yaşında talihsiz bir kaza sonucu aramızdan ayrılır.

Türkan Şoray (1945), Türk Sinemasının sultanı olarak anılan oyuncu 1972’de yönetmenliğe soyunur ve Dönüş filmini çeker. Ardından Azap (1973), Bodrum Hâkimi (1976) ve Şerif Gören’le çektiği Yılanı Öldürseler (1981) gelir. Ünlü oyuncu uzun bir aradan sonra 2015’de Uzaklarda Arama’yı çeker.

Biket İlhan (1944) önce televizyon dizileri çekerek yönetmenliğe başlar. 1993’de ilk sinema filmi Bir Kadın Yüzü’nü çeker. Sokaktaki Adam (1995), Kayıkçı (1999), Ayın Karanlık Yüzü (2005) ve Mavi Gözlü Dev: Nazım Hikmet (2007), Yarım Kalan Mucize (2013) diğer filmleridir.

Handan İpekçi (1956) filmlerinin hem yapımcısı hem senaristi hem de yönetmenidir. İlk filmi Babam Askerde (1994) ile çeşitli ödüller alır ve ardından 2001’de Antalya Film Festivalinden ödülle dönen Büyük Adam Küçük Aşk, 2007’de Saklı Yüzler, 2011’de ise Çınar Ağacı gelir.

Tomris Giritlioğlu (1957) TRT’ye çektiği televizyon dizileriyle tanınır. İlk üç filminin yapımcısı da TRT’dir: Suyun Öte Yanı (1991), Yaz Yağmuru (1993), 80. Adım (1996). Daha sonra bağımsız yapım şirketini kuran yönetmen 1999’da çektiği Salkım Hanımın Taneleri ve 2008’de çektiği Güz Sancısı edebiyat uyarlamalarıdır. Her ikisi de Yılmaz Karakoyunlu’nun eseridir. 

Bu eski kuşak yönetmenlerin ardından son yıllarda sayılara hızla artan genç kadın yönetmenlere geçmek istiyorum: Yeşim Ustaoğlu (1960), Pelin Esmer (1972), Belma Baş (1969), İlksen Başarır (1978), Aslı Özge (1975), Rüya Arzu Köksal (1972).

 

Pelin Esmer ve Rüya Arzu Köksal belgesel tarzı benimseyen yönetmenler oldular. Pelin Esmer ilk iki belgeseli Koleksiyoncu (2002) ve Oyun’un (2005) ardından ilk kurmaca filmi 11’e 10 Kala’yı (2009) çekerek ödülden ödüle koştu. 2012’de Gözetleme Kulesi, 2017’de en sevdiğim filmi olan İşe Yarar Bir Şey geldi. 

Rüya Arzu Köksal Karadeniz üzerine çektiği belgesellerle gönlümüze taht kurdu. Son Kumsal (2008), Ordu’da Bir Argonot (2010) ve Bir Avuç Cesur İnsan (2011) belgesellerinde onun kamerasından Karadeniz’in doyumsuz güzelliklerini ve sorunlarını izledik. 

Yeşim Ustaoğlu sinemaya kısa filmlerle adım atar. İz (1994) filmiyle adını duyurur. Güneşe Yolculuk (1999), Bulutları Beklerken (2003) ve Pandora’nın Kutusu (2008), Araf (2012), Tereddüt (2016) filmleri ile pek çok festivale katılır ve çoğundan da ödülle döner. 

Belma Baş Poyraz (2006) kısa filmiyle dikkatimi çekmişti, ardından Zefir (2010) uzun metrajı ile ise bu ilgimin doğruluğunu kanıtladı. 

Aslı Özge Sinema eğitimi almış genç yönetmenlerden. 2000’de çektiği kısa film CapitalC ile çeşitli festivallerde ödüller alır. 2003 yapımı Biraz Nisan bir televizyon filmidir, Köprüdekiler (2009) Altın Koza’dan ödülle döner, Hayatboyu (2013) ve son filmi Ansızın’dır (2016). 

İlksen Başarır da İletişim Fakültesi mezunudur ve reklam sektöründe yardımcı yönetmenlikle işe başlar. İlk filmi Başka Dilde Aşk’tır (2008). 2010 yapımı Atlıkarınca filmiyle tabu sayılan bir konuya (ensest) el atar.

Adlarını burada anamadığım ya da kaynaklarda ulaşamadığım yönetmenlerin affına sığınarak kadınların daha görünür olduğu bir dünya diliyor ve Dünya Kadınlar Günü’nüzü kutluyorum.

Neşe Ürel

Neşe Ürel

Tüm Yazıları